Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ın dış politikadaki mevzileri Doğu Akdeniz, Dağlık Karabağ, Libya, Suriye konularıdır. Bu özel alanlarda teşekkül eden siyaset kurumları birinci muhataplardır. Bu bahse konu muhatap siyasi teşekküllerinde yancıları olarak tabir ettiğimiz transatlantik siyasi iradeler ve çıkar grupları vardır. Avrupa ve okyanus ötesi çıkar gruplarına ilave olarak da Ortadoğu’da teşekkül eden transatlantiğin lejyöner kabile devletleri vardır. Betimlediğim haliyle bu yapılar Türk dış politikasına karşı hamlelerini vesayetçi devletler üzerinden yapmaktadırlar. Lejyöner tatbikatlar Bu vesayetçi löjyöner yapılar Doğu Akdeniz siyasetinde etkin rol alabilmenin yolunu diyalogda değil askeri tatbikatlarda aramaktadırlar. Bu sebeple de Doğu Akdeniz’de Yunanistan, İtalya, Fransa ve ABD’nin varlığının olduğu gerçek mermi kullanarak yapılan askeri oyunları icra etmektedirler. Bu askeri oyunlara ilave olarak da pandeminin dünya ekonomisini etkilediği bu süreçte batık Yunan ekonomisi ve s...
Kıbrıs Sorunu özelde Kıbrıs’ta yaşayan Rum ve Türk halkların sorunu gibi görünse de sorun ve çözümü Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’yu yakinen etkileyen ve ilgilendiren önemli bir konudur. Doğu Akdeniz’de tespit edilen ve aranan hidrokarbon yataklarının çıkarılması ve işletilmesi, Süveyş Kanalı’nda yapılan deniz taşımacılığının güvenliği, İsrail, Lübnan ve Suriye’nin deniz güvenliği gibi konular için de hayati önemdedir. Bu bahisle geçmiş yazılarımda soruna çözüm olacak siyasi iradenin, siyasi kimliğiyle değil de devlet ve millet menfaatiyle yaklaşarak çözüleceğini belirtmiştim. Kıbrıs sorununun çözümü için de ‘iki egemen devlete dayalı çözüm’ olması gerektiğini yazmıştım. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamasında müzakerelere başlayacaklarını ve müzakere sürecinde masada ‘Anavatan Türkiye’nin olması en büyük gücümüz.’ demiştir. Sayın Tatar açıklamasında doğru olan aklın yoluyla “ Egemen eşit iki devlete dayalı çözüm politikamızı masaya getireceğiz. Bu politika...