Ana içeriğe atla

265- Transatlantik ve Türkiye 11.02.2021, Milliyet Gazetesi

Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ın dış politikadaki mevzileri Doğu Akdeniz, Dağlık Karabağ, Libya, Suriye konularıdır. Bu özel alanlarda teşekkül eden siyaset kurumları birinci muhataplardır. Bu bahse konu muhatap siyasi teşekküllerinde yancıları olarak tabir ettiğimiz transatlantik siyasi iradeler ve çıkar grupları vardır. Avrupa ve okyanus ötesi çıkar gruplarına ilave olarak da Ortadoğu’da teşekkül eden transatlantiğin lejyöner kabile devletleri vardır. Betimlediğim haliyle bu yapılar Türk dış politikasına karşı hamlelerini vesayetçi devletler üzerinden yapmaktadırlar.

 

Lejyöner tatbikatlar

Bu vesayetçi löjyöner yapılar Doğu Akdeniz siyasetinde etkin rol alabilmenin yolunu diyalogda değil askeri tatbikatlarda aramaktadırlar. Bu sebeple de Doğu Akdeniz’de Yunanistan, İtalya, Fransa ve ABD’nin varlığının olduğu gerçek mermi kullanarak yapılan askeri oyunları icra etmektedirler. Bu askeri oyunlara ilave olarak da pandeminin dünya ekonomisini etkilediği bu süreçte batık Yunan ekonomisi ve siyasi iradesi, Fransa’dan 18 Rafele savaş uçağı alımı için 2.3 milyar Euro’luk anlaşma imzalamıştır.

 

Macron’un lakırdıları

Transatlatik zihniyetin, strateji üreten ve yayan yapısı niteliğindeki Atlantic Council’a konuşan Fransa’nın lümpen çocuğu Emmanuel Macron Türkiye karşıtlığı içeren lakırdılarda bulundu. Macron konuşmasında “Türkiye 2 yıl önce NATO, ABD ve Fransa ile hiçbir koordinasyon kurmadan Suriye'nin kuzeyinde bir operasyon yaptı. Birden SDG'nin PKK'lı olduğunu, terörist olduğunu iddia ederek bu operasyonu yaptılar.” dedi. Macron konuşmasının devamında “Libya, Karabağ ve Doğu Akdeniz'de AB ve NATO'daki müttefiklerine dostane olmayan sistemik bir davranış sergiledi. NATO'nun beyin ölümü lafını bu yüzden kullandım. Düşman kim, kim terörist? Savaşın kuralları neler?” şeklinde lakırdılarla Türkiye karşıtlığı yapmıştır. Macron’un yaptığı açıklama bir nevi transatlantiğin düşüncesini dışa vurmasıdır.

 

Biden düşüncesiyle ilk temas

Biden ve Ankara arası ilişkilerin nasıl olacağı en çok merak edilen dış politika konularından birisidir. Türkiye ve Biden yönetimi arasındaki ilk temas geçtiğimiz hafta İbrahim Kalın ve Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan arasında gerçekleşti. Reuters haber ajansının haberine göre Kalın ve Sullivan arasında Suriye, Libya, Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Dağlık Karabağ konuları görüşülmüş. Diyalog temassızlıktan iyidir’ mantığıyla hareket edilirse bu ilk görüşme gelecek görüşmelerin ve itilaflı konuların gelecekteki çerçevesi adına iyidir; fakat Pentagon Sözcüsü John Kirby “Rusya’dan S-400 alımının Türkiye’nin ABD ve NATO’ya bağlılığıyla uyuşmadığını, S-400 konusundaki duruşlarının ayın olduğu” açıklamasını yapmıştır.

***

Son günlerin dış politikası değerlendirildiğinde Türk dış politika yapıcılarını Kıbrıs ve Doğu Akdeniz başta olmak üzere çetin müzakere günleri beklemektedir. Lümpen Macron’ın açıklaması, ABD’li sözcülerin söylemleri Atlantic Conucil’da işlenen stratejilerin dışı varumu niteliğindedir. Yukarıdaki söylem ve eylemler iyi okunarak 2021 dış politikamız inşa edilmelidir. Kuzey Kıbrıs siyaset yapıcıları iç politikadan ziyade dış politikaya iyi izleyerek siyaset üretmelidirler.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...