"Doğru yer", yalnızca fiziksel bir mekân ya da makam değildir; her şeyden önce ruhsal, zihinsel ve etik bir duruştur. Kendi değerlerinizle çelişmeyen, inandığınız doğrulara hizmet eden o sağlam zeminde ayak diretebilmektir. Hayatınızda fırtınalar koptuğunda, yaşamım alt/üst oldu dediğiniz anda; rüzgâra göre yön değiştirenler ya da kalabalıkların peşinden sürüklenenler değil, köklerini derinlere salıp o "doğru yerde" durmakta ısrar edenler ayakta kalır. Eğer biz zihnen, kalben ve zanaatımızla o büyük güne hazırsak; zamanı geldiğinde başarı bir tesadüf ya da şans gibi değil, suyun yatağını bulması gibi son derece doğal ve çabuk gelecektir. Fırsat rüzgârı estiğinde yelkenleri açık olanlar ve gideceği yolu bilenler, her zaman menzile en hızlı varanlardır. Yaşam Yolculuğunun Filtresi: Neye Takılmalı, Neyi Bırakmalıyız? Başarıya ve o nihai dengeye giden yol, aşılması imkânsız engellerden ziyade, ruhumuzu yoran " dikkat dağıtıcılarla " doludur. Zamanı geldiğinde ...
İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur. Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...