Ana içeriğe atla

15-Rüzgâr Eken Fırtına Biçer, inAydın, Mart 2018

Geçtiğimiz ayki yazımda Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarından itibaren dış politikasını düşence ve tarihsel bakış üzerinden anlatmak istemiştim. Geldiğimiz nokta itibariyle siyasi coğrafyanın verdiği zorluklar, tarihsel bağlarımız ve uluslararası hukuka dayanan haklarımızdan dolayı yeni dış politika yaklaşımımızın ‘Yurtta Barış, Dünyada Barış’tan ‘Bir gece ansızın gelebiliriz.’ mantığına dönüştüğünü anlatmıştım.

 

Necip Fazıl Kısakürek’in ‘kader denk noktası’ diye betimlediği insan yaşamı için kırılma, kazanma ve kaybetme anlarının olduğu zamanlar vardır. Kaderimiz olan coğrafyada devletimizle birlikte milletimiz de kader denk noktasından geçmektedir. Bu geçiş, ülke ve millet olarak kaderimizi yakinen etkileyecek bir süreçtir. Devlet büyüklerimizin tabir ettiği gibi var olup yok olma dönemindeyiz. Kurtuluş Savaşı ve mücadele tarihimizde Anadolu coğrafyasında savaştığımız haçlı zihniyet değişik isim ve şekille yine karşımızdadır. Bu küresel modeller devlet dışı aktörler olarak cephede düzenli ordumuzdan ‘Osmanlı tokadı’ olarak son günlerde betimlediğimiz yenilgilerini tarihte olduğu gibi yine almaktadırlar.

 

Bu bağlamda ülkemiz ve milletimiz kırılma noktasında beka savaşı vermektedir. Cephede düzenli ordumuz, uluslararası ilişkilerde diplomatlarımız, küresel ekonomik cephede yerli ve milli maliyecilerimiz ‘yeni kapı’ ruhuyla cephelerde savaşmaktadırlar.

 

Bu süreçte mücadele ettiğimiz alanın içinde boğulmadan büyük fotoğrafı ufuk ötesi bir bakışla yorumlamak tahmini gelebilecek oyunlara karşı hazırlıklı olmak ve üç beş adım sonrasını görüp planlamak gerekmektedir.

 

Sürmekte olan Zeytin Dalı Harekâtı bağlamında ülkemiz siyasi coğrafyasında ülke güvenliği başta olmak üzere, siyasi etkinliğini arttırmaktadır. Sivil kayıp vermemek adına sistemli bir şekilde milli güvenliğimizi etkileyen unsurlar bertaraf edilmektedir. Akabinde devletimiz faaliyet alanlarına kamu hizmeti başta olmak üzere, bireyin yaşamı için gerekli adımları atarak tarihi bağımız olan Suriye halkına barış ve huzur götürmektedir.

 

Sizlerle bu bağlamada paylaşmak istediğim konu Güney sınırımızda yoğun bir çalışmamız devam ederken fırsatçı yaklaşımla Akdeniz ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Türk karasularında Kıbrıs adasının diğer devleti olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi hidrokarbon yataklarının tespiti ve işletilmesi işlemini tek başına yapmak istemektedir.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı, göreve başladığından itibaren yürüttüğü müzakereler sırasında sıkça ifade ettiği düşünce “Kıbrıs adasının yer altı ve yer üstü zenginlikleri çözüm sonrası ortak zenginliğimiz olacaktır.” dır. Bu ifadeyle müzakere sürecinde Sayın Akıncı, Rum lider Anastasiadis’e karşı tek taraflı yürüttükleri hidrokarbon çalışmalarını eleştirmek için diplomasi diliyle yanlışı dile getirmiştir. Ne yazık ki, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Kıbrıs adasında siyasi varlık olarak kendilerinden başkasını tanımadıkları için bu diplomasi dilinden ve incelikten hiçbir anlam çıkarmamışlardır. Geçtiğimiz yıl yaz aylarında Kıbrıs Konferansı niteliğindeki görüşmelerde masayı dağıtan ve yıkan taraf olarak uluslararası sistemde çözümsüzlüğü savunan ülke olmuştur. KKTC ve garantör ülkesi Türkiye, uluslararası sistemde Annan Planı’nda olduğu gibi Kıbrıs Konferansı’nda çözümden ve iki devletli yönetimden yana olmuştur.

 

Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlamak için Zeytin Dalı harekâtı ve Güney sınırındaki askerî harekâtların sürecini fırsata çevirmek isteyen Rum Yönetimi Doğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları için çalışmalarını hızlandırmıştır. Kıbrıs adasının jeopolitik konumundan kaynaklı kazanımları Rum yönetimi tek başına değerlendirmek istemektedir. Kıbrıs Türkünün elli yıla yakındır gasp ettiği haklarını enerji ve doğal zenginlikleri üzerinden de devam etmek istemektedir.

 

Rum Yönetiminin bu çalışmalarına karşılık Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, 11 Şubat 2018 tarihli GKRY’nin Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon faaliyetleri hakkındaki basın açıklamasında “Doğu Akdeniz’de kendi kıta sahanlığımızdaki hak ve menfaatlerimizi korumaya devam edeceğimiz gibi Kıbrıs Türk tarafına verdiğimiz destek çerçevesinde KKTC ile birlikte gerekli adımları atmaya da kararlıyız. Bunun sonucunda ortaya çıkabilecek durumun tek sorumlusu ise, Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir kapsamlı çözümün tesisi için çaba sarf edeceği yere adanın yegâne sahibi gibi davranmaktan vazgeçmeyerek ısrarla tek taraflı hidrokarbon faaliyetlerine devam eden Kıbrıs Rum tarafı olacaktır.” demiştir. Bu açıklamasıyla Türk dış politikası yapıcılarının kararlılığı ortadadır. Kıbrıs Rum yönetimi ve siyasi aktörleri bu açıklamayı iyi okumalıdırlar.

 

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan “Kıbrıs açıklarında faaliyet gösteren yabancı şirketlere, Rum tarafına güvenerek hadlerini ve güçlerini aşan işlere alet olmamalarını tavsiye ediyoruz.” demiştir. Sayın Erdoğan konuşmasının devamında “Kıbrıs açıklarındaki doğalgaz arama ve Ege’deki kayalıklarla ilgili fırsatçı girişimlerin dikkatlerden kaçmadığını belirterek, yanlış hesap yapanların senaryolarını nasıl ‘Fırat Kalkanı’, ‘Zeytin Dalı’ operasyonuyla çok yakında Münbiç’te ve diğer bölgelerde atacağımız adımlarla bozuyorsak, onların hesabını da bozarız ve bozacağız.” demiştir. Ayrıca Sayın Erdoğan, “Türkiye tarihten, anlaşmalardan ve uluslararası hukuktan gelen haklarının sonuna kadar takipçisidir ve takipçisi olacaktır. Bizim için Afrin neyse Ege’deki, Kıbrıs’taki haklarımız da odur.” demiştir.

 

Özetlemeye çalıştığım Doğu Akdeniz ve Orta Doğu enerji savaşları ve güç dengesinin oluşmasında Kıbrıs adası ve hidrokarbon yatakları çok önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti devleti güçlü ve büyük bir devlettir. Bu zor günlerde ülke sathımız da milli birlik ve bütünlüğümüz sağlanmıştır. Mazlum milletlerin umut gördüğü, ülkemiz siyasi coğrafyasındaki pozisyonu ve tarihsel bağlarının sorumluluğuyla bölgesinde güçlenmeye devam edecektir.

 

Ülkemizin bu zor günlerini fırsata çevirmek isteyen içteki ve dıştaki devlet dışı aktörlere “Rüzgâr eken, fırtına biçer.” diyelim.

 

Kitap: Bu ayki kitap önerimde Prof. Dr. Deniz Ülkearıboğan’ın “Büyük Resmi Görmek” isimli eseri var. İyi okumalar. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

180- Bostan Korkuluğu 27.06.2019, Milliyet Gazetesi

Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır. Devleti oluşturan ögeler toprak, millet ve silahlı kuvvettir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kabaca tanımladığım ve ögelerini saydığım tüzel varlık ve devlet tanımına haizdir. Yasama, yürütme ve yargı erkiyle kuvvetler ayrılığına da sahiptir. Kendi namına sahip basın yayın organları vardır. Günümüz devlet sistemindeki tüm şartlara sahiptir. İbn-i Haldun’un ‘coğrafya kaderdir’ sözünden feyzle kaderi olan coğrafyanın olumsuzlukları yüzünden KKTC’nin tanınma ve ambargo sorunu vardır. Coğrafi konumu stratejik öneme sahiptir. Ortadoğu’ya yakınlığı, Doğu Akdeniz’i kontrol eden özelliğiyle günümüz dış politikasının ana gündemlerinden birisidir. *** Yukarıda özetlediğim genel haliyle Kıbrıs Türk siyaset kurumu da ada için önemli bir oluşumdur. Bu oluşum içinde yeni kurulan Ersin Tatar hükümeti ve Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı arasında soğuk savaşları aratmay...

300- Harbe Hazırlık 14.10.2021, Milliyet Gazetesi

Ege Denizi ve Batı Trakya sınır komşumuz, Güney Kıbrıs’ın garantör hami ülkesi Yunanistan, okyanus ötesiyle yürüttüğü silahlanma çalışmalarına Fransa’yı da katmıştır. Yunan halkı geçim sıkıntısıyla boğuşurken Yunan hükümeti kapıda savaş varmış gibi hazırlıklarını yürütmektedir. Atina hükümeti, son olarak Fransa'dan maliyeti toplam 2,9 milyar doları bulacak 3 fırkateyn alacağını duyurmuştur. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis anlaşma sonrasında Türkiye ile bir silahlanma yarışında olmadıklarını ve Türkiye ile farklılıkları diyalog yoluyla çözmeyi umduklarını söyleyerek uluslararası kamuoyuna sempatik görünme çabasına girmiştir. Atina hükümeti neyi gerekçe görüyorsa kısa zaman içerisinde Almanya, İsrail, ABD ve Fransa’yla silahlanma hamlesine hız katmıştır. Ege ve Akdeniz’deki üslerini başta ABD olmak üzere diğer ülkelere birlik konuşlandırabilmeleri için imkân tanımıştır.   15 adet F-15 Okyanus ötesi, Yunanistan’a konuşlandırdığı özel birliklerine ilaveten tatbikat adı altında ...