Ana içeriğe atla

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAdın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise "Mavi Vatan" doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir.

Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması 

İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır: Bu adalar askeri amaçlarla kullanılamaz. Ancak güncel askeri hareketlilikler, Yunanistan'ın bu uluslararası taahhütleri ihlal ederek adaları birer askeri üsse dönüştürdüğünü kanıtlamaktadır. Türkiye'nin hukuki tezi son derece nettir: Antlaşma şartlarına uymayan taraf, o antlaşmadan doğan egemenlik haklarını da tartışmaya açar.

Karasuları ve Hava Sahası Paradoksu

 Yunanistan'ın Ege Denizi'ni bir "Yunan gölüne" çevirme gayreti, karasuları ve hava sahası iddialarında kendisini göstermektedir. Yunanistan'ın karasularını tek taraflı olarak 6 milin üzerine çıkarma ihtimali, Türkiye'nin uluslararası sulara çıkışını hapsedecek ve hayati menfaatlerine darbe vuracak bir eylemdir; bu sebeple Türkiye tarafından haklı olarak bir savaş nedeni (casus belli) sayılmaktadır.

Daha da çarpıcı olanı, Yunanistan'ın karasuları 6 mil olmasına rağmen 10 millik ulusal hava sahası (FIR hattı) iddia etmesidir. Dünyada eşi benzeri bulunmayan bu durum, uluslararası havacılık kurallarına ve devletler hukukuna tamamen aykırıdır ve Türkiye'nin bu iddiaları tanımaması rasyonel bir devlet politikasıdır.

Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ve Meşru Müdafaa

Ege ve Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) uyuşmazlıklarında Yunanistan, küçük adalar üzerinden ana karaları gölgeleyecek devasa deniz yetki alanları talep etmektedir. Türkiye ise hakkaniyet ilkesini savunarak, Libya ile yaptığı MEB Antlaşması sayesinde Yunanistan'ın bu haksız kuşatma çabasını stratejik olarak yarmıştır. Herhangi bir çatışma durumunda Türkiye, gücünü Birleşmiş Milletler (BM) Antlaşması'nın meşru müdafaa hakkı tanıyan 51'inci maddesinden almaktadır.

Uluslararası Aktörlerin Rolü ve Türkiye'nin Stratejik Araçları 

Olası bir gerginlikte Avrupa Birliği (AB) ve NATO'nun tutumu kritik olmakla birlikte, Türkiye'nin elinde güçlü siyasi ve diplomatik kozlar bulunmaktadır. AB hukuken bu sınır anlaşmazlıklarının tarafı olmamasına rağmen üyelik dayanışmasıyla Yunanistan'a arka çıkabilmektedir. Buna karşılık Türk siyaset kurumu, gerektiğinde uluslararası hukuktan alınacak yetkiyle; ekonomik yaptırımları (Gümrük Birliği kozu), mülteci krizinin yönetimini ve bölgedeki güç dengelerini (Rusya faktörü gibi) milli menfaatleri doğrultusunda caydırıcı bir güç olarak masaya sürebilme kapasitesine sahiptir.

Sonuç 

Tarihi süreçler ve günümüz jeopolitik koşulları birlikte değerlendirildiğinde; anakaramızın doğal uzantısı olan denizlerimiz, sınırlarımız ve hava sahamız bütüncül bir milli meseledir. Yunanistan'ın Ege Adaları üzerinden Türkiye'ye hak dayatma tezi yanlış ve mesnetsizdir. Türkiye Cumhuriyeti, sorunların çözümünde öncelikle diplomatik yolları tercih etmekle birlikte, "Mavi Vatan" sınırları içindeki egemenlik haklarını devlet aklıyla koruma kararlılığından taviz vermeyecektir. 

Kitap: Ege ve adalarını eşsiz mitolojisi, tarihi ve kültürüyle okumak istiyorsanız en iyi başlangıç noktası Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı külliyatıdır. İyi okumalar dilerim. 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

180- Bostan Korkuluğu 27.06.2019, Milliyet Gazetesi

Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır. Devleti oluşturan ögeler toprak, millet ve silahlı kuvvettir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kabaca tanımladığım ve ögelerini saydığım tüzel varlık ve devlet tanımına haizdir. Yasama, yürütme ve yargı erkiyle kuvvetler ayrılığına da sahiptir. Kendi namına sahip basın yayın organları vardır. Günümüz devlet sistemindeki tüm şartlara sahiptir. İbn-i Haldun’un ‘coğrafya kaderdir’ sözünden feyzle kaderi olan coğrafyanın olumsuzlukları yüzünden KKTC’nin tanınma ve ambargo sorunu vardır. Coğrafi konumu stratejik öneme sahiptir. Ortadoğu’ya yakınlığı, Doğu Akdeniz’i kontrol eden özelliğiyle günümüz dış politikasının ana gündemlerinden birisidir. *** Yukarıda özetlediğim genel haliyle Kıbrıs Türk siyaset kurumu da ada için önemli bir oluşumdur. Bu oluşum içinde yeni kurulan Ersin Tatar hükümeti ve Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı arasında soğuk savaşları aratmay...

300- Harbe Hazırlık 14.10.2021, Milliyet Gazetesi

Ege Denizi ve Batı Trakya sınır komşumuz, Güney Kıbrıs’ın garantör hami ülkesi Yunanistan, okyanus ötesiyle yürüttüğü silahlanma çalışmalarına Fransa’yı da katmıştır. Yunan halkı geçim sıkıntısıyla boğuşurken Yunan hükümeti kapıda savaş varmış gibi hazırlıklarını yürütmektedir. Atina hükümeti, son olarak Fransa'dan maliyeti toplam 2,9 milyar doları bulacak 3 fırkateyn alacağını duyurmuştur. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis anlaşma sonrasında Türkiye ile bir silahlanma yarışında olmadıklarını ve Türkiye ile farklılıkları diyalog yoluyla çözmeyi umduklarını söyleyerek uluslararası kamuoyuna sempatik görünme çabasına girmiştir. Atina hükümeti neyi gerekçe görüyorsa kısa zaman içerisinde Almanya, İsrail, ABD ve Fransa’yla silahlanma hamlesine hız katmıştır. Ege ve Akdeniz’deki üslerini başta ABD olmak üzere diğer ülkelere birlik konuşlandırabilmeleri için imkân tanımıştır.   15 adet F-15 Okyanus ötesi, Yunanistan’a konuşlandırdığı özel birliklerine ilaveten tatbikat adı altında ...