1990’ların sonunda, milenyuma girerken hepimizin aklında fütüristik bir " Bilgi Çağı " hayali vardı. 2000 yılı, sanki bir sihirli değnek gibi dünyayı değiştirecek, uçan arabalar ve robotlarla dolu bir evrene uyanacaktık. Ancak beklediğimiz o büyük değişim, fiziksel dünyadan ziyade ceplerimize, ardından zihinlerimize sızdı. 2000 yılından bugüne, yani 2025’e kadar geçen çeyrek asra dönüp baktığımızda gördüğümüz şey; cep telefonlarının akıllı cihazlara, iletişimin ise " ifşaya " dönüşmesidir. Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte, mahremiyet kavramı yerini şeffaflık adı altında gönüllü bir gözetlemeye bıraktı. İnsanlar ne yediğini ne giydiğini ne düşündüğünü anlık olarak paylaşırken; aslında kendi yaşamlarını dijital bir vitrinde pazarlamaya başladılar. Bilinçli ya da bilinçsiz, bu süreçte sınırlar kalktı ve herkes herkesin hayatının içinde yaşamaya başladı. Ancak belki de asıl şok edici gerçek şudur: 2000 ile 2025 yılları arasında yaşadığımız sadece dijital ...
Gelenekten; geleceğe gidenlerden