Bir önceki İnAydın yazımda "doğru yer" kavramı üzerine düşünmüş; bunun fiziksel bir mekândan ziyade ruhsal, zihinsel ve etik bir zemin olduğundan bahsetmiştik. Hayatın fırtınaları koptuğunda rüzgâra göre yön değiştirenlerin değil, inandığı değerler üzerinde ayak diretenlerin ayakta kalacağını konuşmuştuk. Şimdi gelin, bu "doğru yerde durma" meselesini belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz, eksikliğini en derinden hissettiğimiz bir alana; siyaset sahnesine taşıyalım. Siyaset, özünde toplumu daha iyi bir geleceğe taşıma, sorunlara ortak akılla çözüm bulma sanatıdır. Ancak günümüzde bu sahneye baktığımızda, sanatın yerini sık sık kuralsız bir "siyasi oyununun" aldığını görüyoruz. Bu karmaşanın içinde kaybolmamak için bir siyasetçinin sahip olması gereken üç temel pusula vardır: Kimlik, duruş ve etik. Kimlik: Yakaya Takılan Bir Rozet Değildir Siyasette kimlik, kişinin hangi partiye mensup olduğundan ya da hangi renklere büründüğ...
Gelenekten; geleceğe gidenlerden