Ana içeriğe atla

101- Seçime son günler 04.01.2018, Milliyet Gazetesi

Kuzey Kıbrıs için seçimlere sayılı günler kaldı. “Erken seçim mi olacak?”, “O tarih olamaz!” gibi tartışmalarla başlayan seçim atmosferi, adayların belirlenmesi, tanıtılması, partilerin hayallerinin projeler olarak halka aktarmasıyla süreç başladı ve sonlanmak üzere. “Kampayalar üzerinden siyaset” yazımda bahsettiğim gibi eğer Facebook, Twitter ve Instagram gibi sosyal medya olmasa ne seçimden haberimiz olacak ne de adaylardan. 7 Ocak seçimleri gazetelerdeki siyah beyaz fotoğraf tanıtımlarıyla, asılması izinli olan yerlerdeki parti tanıtım argümanlarından ibarettir. Yeni yüz olarak eklenenler ve tecrübeli adaylar... Enerjisi düşük bir kampanya dönemi diye tanımlayabiliriz. Neden diye düşündüğümüzde adayların ortaya çıkmasıyla, tüm partilerde hangi bölgeden kim kesilecek düşüncesiyle bir olması gereken partiler atomun parçaları gibi bölünmüş durumdalar. İskele bölgesinden Lefke’ye, Girne’den Lefkoşa’ya tüm bölgelerde yarış var. Yarış partinin bir bütün olarak ‘mühür’le seçilmesi değil, listeler üzerinden meclise girilmesi üzerinedir. Benim yazarken karamsarlığa düştüğüm, sizin de okurken aynı havaya kapılacağınız seçimin sonuçlarını 7 Ocak akşamı görmeye başlayacağız. Sonuçlar şimdiden KKTC’mize hayırlı olsun.

 

İran

Garantör ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti’yle birlikte Suriye politikası ve Ortadoğu siyaseti üzerine ABD’ye rağmen stratejik ortaklarımız İran ve Rusya’dır. Rusya’yla olan ortaklığımız ‘Türk Akım Doğalgaz Boru Hattı’ ve ‘Akkuyu Nükleer Santrali’ başta olmak üzere çok önemli alanlardadır. İran’la olan ilişkimizse 400 yıla yakındır değişmeyen 560 km’lik sınırı paylaştığımız komşumuzdur. Stratejik ilişkilerimiz 2014 Ocak ayında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemde kurulması kararlaştırılan ‘Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’yle kurumsal bir çerçeveye oturmuştur. Bu yapıya tarihi bağlarımız da eklediğinde önemli bir stratejik ortağımızdır.

 

Aktivist gençler

İran’da geçen hafta içinde ekonomik sıkıntı ve genel refah düzeyinin düşmesini gerekçe gösteren transatlantik bakış ve batının “aktivist gençler” olarak değerlendirdiği halk yığınları İran devlet yönetimi ve hükümetiyle sokak çatışmasına varan şiddetli eylemler yapmaktadırlar.

 

İran ve devrimler

İran halkı zemin ve şartlar uygun olduğunda devrime alışkındır; fakat yapılacak olan devrim için şartlar ve zemin hazır olmalıdır. Hazır olmayan durumlarda ne sokakta sözde devrim isteyen aktiviste ne de devleti ve rejimi savunmak için şiddet kullanan kamu kazanan tarafta olmayacaktır. Kazanan bölgede huzur ve düzeni istemeyen devlet dışı aktörler olacaktır. 1979’daki şartlara baktığımızda mollaların köylerden, şehirlere ve evlere kadar uzan bir ‘network’leri vardı. İslam ideolojisi vardı ve lider Ayetullah Hamaney vardır. Şimdi ise İran kavramı yıkılmış, yerine Farslar, Türkler, Araplar, Kürtler ve Belluciler vardır. Bu grupların Ortadoğu coğrafyasında hami liderleri farklıdır ve zıt kutuplardır. Sonuç olarak İran’da olan olaylar devlet dışı aktörlerin menfaatine hizmet etmektedir. Türk dış politikası Suriye’de yaşadığı soruna mahal vermemek için mevcut İran yönetiminin birlik ve dirliğine destek olmalıdır. Devrim yerine reformalarla halk rahatlatılmalıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...