Ana içeriğe atla

108- Afrin neyse Kıbrıs da odur 15.02.2018, Milliyet Gazetesi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı göreve başladığından itibaren yürüttüğü müzakereler sırasında sıkça ifade ettiği düşünce “Kıbrıs adasının yer altı ve yer üstü zenginlikleri çözüm sonrası ortak zenginliğimiz olacaktır.” dır. Bu ifadeyle müzakere sürecinde Sayın Akıncı, Rum lider Anastasiadis’e karşı tek taraflı yürüttükleri hidrokarbon çalışmalarını eleştirmek için diplomasi diliyle yanlışı dile getirmiştir. Ne yazık ki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Kıbrıs adasında siyasi varlık olarak kendilerinden başkasını tanımadıkları için bu diplomasi dilinden ve incelikten hiçbir anlam çıkarmamışlardır. Geçtiğimiz yıl yaz aylarında Kıbrıs Konferansı niteliğindeki görüşmelerde masayı dağıtan ve yıkan taraf olarak uluslararası sistemde çözümsüzlüğü savunan ülke olmuştur. KKTC ve garantör ülkesi Türkiye uluslararası sistemde Annan Planında olduğu gibi Kıbrıs Konferansında çözümden ve iki devletli yönetimden yana olmuştur.

 

Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlamak için Zeytin Dalı harekâtı ve Güney sınırındaki askerî harekâtların sürecini fırsata çevirmek isteyen Rum Yönetimi Doğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları için çalışmalarını hızlandırmıştır. Kıbrıs adasının jeopolitik konumundan kaynaklı kazanımları Rum yönetimi tek başına değerlendirmek istemektedir. Kıbrıs Türk’ünün elli yıla yakındır gasp ettiği haklarını enerji ve doğal zenginlikleri üzerinden de devam etmek istemektedir.

 

Rum Yönetiminin bu çalışmalarına karşılık Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanlığı, 11 Şubat 2018 tarihli GKRY’nin Doğu Akdeniz’deki Hidrokarbon Faaliyetleri hakkındaki basın açıklamasında “Doğu Akdeniz’de kendi kıta sahanlığımızdaki hak ve menfaatlerimizi korumaya devam edeceğimiz gibi Kıbrıs Türk tarafına verdiğimiz destek çerçevesinde KKTC ile birlikte gerekli adımları atmaya da kararlıyız. Bunun sonucunda ortaya çıkabilecek durumun tek sorumlusu ise, Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir kapsamlı çözümün tesisi için çaba sarf edeceği yere adanın yegâne sahibi gibi davranmaktan vazgeçmeyerek ısrarla tek taraflı hidrokarbon faaliyetlerine devam eden Kıbrıs Rum tarafı olacaktır.” demiştir. Bu açıklamasıyla Türk Dış Politikası yapıcılarının kararlılığı ortadadır. Kıbrıs Rum yönetimi ve siyasi aktörleri bu açıklamayı iyi okumalıdırlar.

 

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan “Kıbrıs açıklarında faaliyet gösteren yabancı şirketlere, Rum tarafına güvenerek hadlerini ve güçlerini aşan işlere alet olmamalarını tavsiye ediyoruz.” demiştir. Sayın Erdoğan konuşmasının devamında “Kıbrıs açıklarındaki doğalgaz arama ve Ege’deki kayalıklarla ilgili fırsatçı girişimlerin dikkatlerden kaçmadığını belirterek, yanlış hesap yapanların senaryolarını nasıl ‘Fırat Kalkanı’, ‘Zeytin Dalı’ operasyonuyla çok yakında Münbiç’te ve diğer bölgelerde atacağımız adımlarla bozuyorsak, onların hesabını da bozarız ve bozacağız.” demiştir. Ayrıca Sayın Erdoğan, “Türkiye tarihten, anlaşmalardan ve uluslararası hukuktan gelen haklarının sonuna kadar takipçisidir ve takipçisi olacaktır. Bizim için Afrin neyse Ege’deki, Kıbrıs’taki haklarımız da odur.” demiştir.

 

Türkiye, Kıbrıs Türk’ünün haklarını korumada kararlıdır. Rum yönetimine Anadolu’da çok kullanılan bir ata sözünü hatırlatalım: “Rüzgâr eken, fırtına biçer.”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...