Geçtiğimiz haftanın gündemini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı’nın açıklaması belirledi. Sayın Akıncı Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in adını taşıyan “Guterres çerçeve belgesini stratejik belge kabul edelim.” önerisini müzakere etme çağrısı yaptı. Bu çağrısına karşılık Rum mevkidaşı Nikos Anastasiadis olumlu yanıt vererek karşılıklı müzakere etme fikrini beyan etti. Anastasiadis, Guterres’in Kıbrıs’a yeni bir müzakereci atayacağını da belirtti. Kıbrıs sorunu ve müzakere süreci bitti dediğimiz, artık olmaz dediğimiz tüm zamanlarda bir şekilde yeniden gündeme gelmekte ve siyasi coğrafyamızdaki önem yerini korumaktadır. KKTC’de yerel seçimlere gittiğimiz bu dönemde Sayın Akıncı’nın bir söylemi gündemi belirlemiş ve tartışma konusu yaratmıştır. Bu açıklama sonrası yapılan yorum ve değerlendirmeler Kuzey Kıbrıs gündeminin her zaman ana konusunun müzakere ve süreci olduğunu teyit etmiştir. Anavatan Türkiye’nin seçime gittiği ve mevcut sistemin seçim sonrası Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’ne dönüşeceği dönemde Kuzey Kıbrıs ve Doğu Akdeniz güvenliği için hayati öneme sahip Kıbrıs Müzakerelerinin gündemde olması ve konuşulması ne kadar gereklidir? Çerçeve belgesi sonrası Kıbrıs adasından Türk Askeri gidecek, Garantiler kalkacak gibi yorumlar gündem olmuştur. Bu belirsizlik içerisindeki yorumlar kime ne fayda sağlamaktadır? Çerçeve belgeyi net olarak idrak etmeden gündeme gelen bu konuyu, Türkiye’de 24 Haziran seçimleri için yarışan bir parti ve lideri, belge ve müzakere metodu üzerinden “Kıbrıs Türk’ünün yanındayız.”, “Kıbrıs’ı hiçbir şekilde vermeyeceğiz.” şeklinde beyanlarıyla Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamını suçlamıştır. Burada zamansız ve gereksiz tartışma konusu gündeme getirilmiştir. Garantör ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan defalarca Kıbrıs Türk’ünün haklı davasında yanında olduklarını, tarihsel bağ ve uluslararası hukuktan kaynaklı haklarını hiç çekinmeden Kıbrıs Türkü için kullanacaklarını söylemiştir. Sayın Akıncı’nın açıklamasına karşın 3’üncü Cumhurbaşkanı Sayın Derviş Eroğlu da açıklamasında “Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinden vazgeçmek, Türkiye ve KKTC'nin, Türk ulusunun geleceğini, güvenliğini tehlikeye atmak demektir. Bu bağlamda Akıncı'nın Rum tarafına yaptığı son öneri asla Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye tarafından desteklenemez.” ifadelerini kullanmıştır. KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkan Yardımcısı Sayın Zorlu Töre ise Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın açıklamasına karşı “Akıncı'nın açıklamaları çok talihsiz ve kabul edilemez. Bu belge Türk ordusunun adaya müdahale hakkını kaldırıyor. Rumlara çok daha fazla toprak tavizini içeriyor.” demiştir. Görünen köy kılavuz istemez misali siyasiler tarafından gereksiz tartışmalara, gerekli çok sert yanıtlar verilmiştir. Kıbrıs Türk halkının belirsizlikler içerisinde bir çözüme ihtiyacı yoktur.
Temmuz 2017’de Kıbrıs görüşmeleri konferans niteliğinde konuşulurken son buldu. O tarihe kadar garantör ülkelerin de katılımıyla son zamanların en hızlı ve önemli görüşmelerini hep birlikte izledik. Sonrası günümüze kadar gelen dönemde Kıbrıs sorununa müdahil, taraf ve garantörlükten doğan söz sahiplerinin iç siyasetleri ve dış politikaları çizgisinden yarım asırlık müzakereler kahve sohbetleri, niyet okumalar, dilek ve temenniler çizgisine kadar geldi. *** 2017 Temmuz sonrası arşiv kayıtlarında yer edecek bir isim daha tarihe ismini yazdırmak maksadıyla Kıbrıs sorunu ve müzakere sürecine müdahil oldu. Kıbrıs Postası köşe yazarı Vatan Mehmet’in bir yazısında “Savaş çarı mı, barış elçisi mi?” şeklinde betimlediği Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs için görevlendirdiği geçici Özel Danışmanı Amerikalı Jane Holl Lute orta oyunumuza dahil oldu. Dahil olduktan sonra Kıbrıs çalışan basın yayın organları, akademisyenler, Doğu Akdeniz teorisyenleri ve strateji uzmanları ‘Lute’ ismin...
Yorumlar
Yorum Gönder