Ana içeriğe atla

133- Statükonun Devamı BM Barış Gücü 02.08.2018, Milliyet Gazetesi

Kıbrıs adası 1948 yılından itibaren Birleşmiş Milletler’in (BM) gündemindedir. Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanma fikri “Enosis” ile Kıbrıs BM’nin gündeminde yerini almıştır. BM gündemine girmesi sonrası Kıbrıs adasında Birleşmiş Milletler Barış Gücü (BMBG) Mart 1964’ten itibaren günümüze kadar Kıbrıs adasından mevcudiyetini korumaktadır. Birleşmiş Milletler Barış Gücü, BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu ve ateşkesin muhafaza edilmesi maksadıyla adada bulunmaktadır. Barış Gücü olarak nitelendirilen askeri durum, BM Güvenlik Konseyi’nin, 4 Mart 1962 tarihli 186 sayılı kararlı ile uluslararası ilişkilerde kendini meşrulaştırmıştır. Güvenlik Konseyi, adadaki Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün görev çerçevesini taraflar arasındaki çatışmaların tekrarlanmasını önlemek, düzeni ve hukuku sağlamak, korunmasına katkıda bulunmak ve iki toplum arası arabuluculuk olarak tanımlamamıştır.

***

Peki bu kadar önemli bir görev verilen Birleşmiş Milletler misyonu real politikada ne yapmıştır? Kıbrıs adasında askeri bir varlık olarak beden bulduğundan itibaren iki toplum için can ve mal güvenliğini sağlama vazifesini yapmış mıdır? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Kudret Özersay yukarıda sorduğum sorunun cevabını yaptığı açıklamada vermiştir. Sayın Özersay “BM Barış Gücü Kıbrıs’a 1963’te, Türk askeri Kıbrıs’ta yokken geldi. BM Barış Gücü’nün varlığı bu adada, 1963-1974 yılları arasındaki şiddeti hiçbir biçimde önleyemedi.” demiştir. Dışişlerinin en yetkili kişisinin bu açıklaması can ve mal güvenliğini koruyamadığını BM Barış Gücü’nün açıklamaktadır. Peki o zaman BM ve Barış Gücü’nün adadaki varlık sebebi nedir? Bu sorunun cevabı da Rum kesiminden BM misyonu için yapılan açıklamada vardır. “Türk askeri burada bulunduğu sürece BM Barış Gücü Kıbrıs’ta kalmalıdır.” demişlerdir. Bu açıklama ile BM Barış Gücü ‘adada, sadece Kıbrıslı Rumlar içindir.’ manası çıkmaktadır. Kıbrıs Türküne ve Kıbrıs sorununa arabuluculuk adına ne yapmaktadır? Bu sorunun cevabı da Sayın Özersay’ın açıklamasında vardır. Özersay “BM Barış Gücü Kıbrıs adasında süre gelen müzakerelerdeki işlevini büyük ölçüde yitirdi.” demiştir. Özersay müzakere sürecinde BM’nin posta memurluğuna da ihtiyaç yok ifadesini kullanmıştır. O zaman günümüzdeki görevi iletişimi kurmaktan öteye gidemeyen BM ve Barış Gücü’nün silahlı askeri varlığına ihtiyaç var mıdır? İki toplum arası iletişimi sağlamak için tabi ki silahlı bir askeri varlığa ihtiyaç yoktur. Kıbrıs adasına 1974 Barış Harekâtı ile huzur ve barış gelmiş, o günden bugüne Kıbrıslı Rum ve Türk’ün burnu bile kanamamıştır. Dışişleri Bakanı Özersay’ın da ifade ettiği gibi ‘Barış Gücü adada statükonun devamı’ niteliğindedir. Hal böyle olunca siyaset kurumu Kıbrıs adasındaki Rum statükosunun devam etmesini önlemek için BMBG üzerine düşünmelidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...