Ana içeriğe atla

139- ORTADOĞU 13.09.2018, Milliyet Gazetesi

Bir coğrafya düşünün, kavga edeni bol, kazananı az, ezileni ve sömürüleni halkı olsun. Sonra da ezen ve sömüren insani yardım ve insanlık için tekrardan bölgede yer edinsin. Dinleri kavga etsin, insanları ayrışsın, toprakları parçalansın, kan ve göz yaşı ile sulansın. Sonrada koca koca adamlar dünyanın en büyük organizasyonu olan Birleşmiş Milletler (BM) vb kurumlarda büyük ve süslü sözler, renkli slaytlarla kaderi ezilmek olan halk için ahkam kessin. 

*** 

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) 34. Başkanı Dwight David Eisenhower Ortadoğu için şu yorumu yapmıştır; ‘’Yalnız coğrafya bakımından bile bütün dünyada, stratejik yönden Ortadoğu’dan daha önemli bir bölge yoktur. Bütün gücümüz ve araçlarımızla örgütlenme yeteneğimizden, sevk ve idaremizden faydalanarak, Ortadoğu’yu kazanmak zorundayız.” demiştir. Ortadoğu 1950’li yılların Amerika’sında bile Başkan Eisenhower’ın okuduğu gibi görünmüş ve değerli kılınmıştır. İnsanlık tarihi ve yaşlanan dünyada günümüzde halen daha değerini ve stratejik önemini korumaktadır. Bu önem ve değerin başlıca nedenleri şunlardır. 1. Dünya’da bilinen petrol rezervlerinin %65’i bu bölgededir. 2. Üç kıtayı birleştiren kara ve demiryollarının düğüm noktasıdır. 3. Deniz ticaret yolları ve geçitlerinin büyük kısmını kontrol eder. 4.  Tarihin en zengin kültür hazinelerine sahiptir. 5. Tek Tanrı’ya inanan dinlerin doğduğu bölgedir.

*** 

Malum bölge Cumhuriyet Türkiye’si ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) için hayati öneme sahiptir. Siyasi bölgemizin varlığı, stratejik önemi bölgenin kilit taşı özelliğine sahip ülke olmamıza sebeptir. Yakın tarihimizde ülkemiz güney sınırlarımızın güvenliği ve eski tebaamız olan Suriye halkı için ülkemiz askerî harekâtlarla bölge barışı ve huzuru için faaliyetler sürdürmektedir. 

*** 

Ortadoğu coğrafyasında söz sahibi olmak isteyen başta ABD ve Avrupa ülkeleri de milli güvenliğimizi etkileyecek tarz ve şekilde faaliyet yapmaktadırlar. Bu gibi konuların görüşülmesi için Geçtiğimiz günlerde Tahran’da Rusya, İran ve Türkiye Devlet Başkanları ortak bir zirve yapmışlardır. Zirvede, Suriye topraklarında ki İdlib’e askerî harekât tartışmaları gündemde iken Türkiye’de milli güvenlik çizgisi bağlamında ki düşüncelerini gündeme getirdi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’da yaptığı konuşmada İdlib için ‘’Şunu bir kere daha vurgulamak istiyorum: İdlib, sadece Suriye’nin siyasi geleceği için değil, bizim millî güvenliğimiz ile bölgenin barış ve istikrarı bakımından da hayati öneme sahiptir” şeklinde konuştu. Devletimizin başının okyanus ötesi ve bölgede savaştan beslenen devletlere mesajı nettir. 

*** 

BM Genel Sekreteri’nin insani işlerden sorumlu yardımcısı Mark Lowcock’ta İdlib’e olası yapılması düşünülen askerî harekât için ‘’İdlib’e saldırıda yüzyılın en fazla can kaybı olabilir’’ açıklaması ile konunun önemine vurgu yapmıştır. 

 

Bu bağlamda Türkiye ve KKTC için insani göçler başta olmak üzere savaşın getireceği sorunlarla yüzleşme kaçınılmazdır. Bunun için bölgedeki pozisyonumuz ve küresel denklemdeki rolümüz iyi okunmalı kaos ve kargaşayı ülke ve millet menfaatine dönecek şekilde yönetmeliyiz. 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...