Ana içeriğe atla

152- Sarı Yelek 13.12.2018, Milliyet Gazetesi

Avrupa toplumu, gelişmiş medeni ve çağdaş yönetimle yönetilen şehir ve ülkeler olarak hep aklımızdadır. Yaşadığımız siyasi alanda slogan niteliğinde kullandığımız ‘muasır medeniyet seviyesine ulaşmak’taki ‘muasır devletler’ Batı devletleridir. Batı’dan kastımız da Avrupa kıtasında yer alan başta 2. Dünya Savaşı’nın galip devletleri diyebiliriz. Onların modern yaşamlarını, süslü ve gösterişli hayatlarını, oralara gitmesek ve görmesek de bu sözde muasır toplumları televizyon aracılığıyla evlerimize girmesiyle imrenerek izliyoruz. Kıbrıs adası için de Batı ve muasır devletlerinin oluşturduğu AB (Avrupa Birliği) çözümün ve Kıbrıslı Türkün kurtuluşu olarak gösterilmektedir. Sözüm ona çözüm ve kurtuluş olarak betimlediğimiz muasır devletler ve AB gerçekten de çözüm ve kurtuluş mudur? Kamuoyundan takip ettiğimiz son günlerde ‘sarı yelek’ gösterileri olarak basında yer alan Fransa’nın başkenti Paris’te yapılan eylemler muasır ve batı devletlerinin içinde bulunduğu son durumu ve geldiği sözde gelişmişlik seviyesini gözler önüne sermektedir. Ekonomik yaptırımlar ve akaryakıt zamlarını protesto için sokağa çıkan Fransa halkı pek de Batı ve muasır olmayan bir tepkiyle devlet terörü ve polis şiddeti ile karşı karşıyadırlar. Özünde sarı yeleklilerin istedikleri ‘zamların geri alınması, ekonomik reformların gerçekleşmesi, ülkeden göçmen nüfusu ve politikasının Fransız halkının menfaati doğrultusunda revize’ edilmesidir. Fakat bir ayı geçen zamandır istekler tam manası ile yerine gelmemiş sokak eylemleri halen daha devam etmektedir. 

***

Muasır devletlere örnek olacak olan Fransa’da hal böyleyken biz kendi ülkemize bakalım. 1974’te Rum teröründen kurtulmuş Kıbrıs Türkü, siyasi sınırlarını belirlemiş, demokratik ve bağımsız finans sistemini kurmuş, hukuk devletini inşa etmiş laik ve modern hukuk devletidir. Bu yapısı ile tanınma ve ambargolarla mücadele vermiş. Rum siyasetçilerin ayak oyunları ve çözümsüz müzakereleri ile uğraşan, sadece garantör ülkesi Türkiye’nin desteğini alan Doğu Akdeniz’in önemli bir devletidir. Analitik zeka ve devlet aklı ile düşünüldüğünde Kıbrıs Türkü ve siyaset yapıcıları Kıbrıs adası için çözüm olarak gördükleri muasır devletlerin siyasi birliği AB’yi tekrardan gözden geçirmelidirler. Çözüm için de AB finansal batağına dahil olmamış finans sistemi, siyasi coğrafyasının verdiği avantajlarla bölgesinde rol almalı ve ambargoları delecek Ortadoğu siyasetinde rol alacak argümanlarını devreye sokmalıdır. 

*** 

Bu süreç ve adımları mantık ve zamanlamayı iyi belirleyerek Anavatan Türkiye ile stratejik bir akılla yapmalıdır. Bu süreçte de zamanın koşul ve yapısına uygun olarak devlet kurumlarını re-organize etmelidir. Sonuca giden ve hizmet odaklı bilişim ile yaşamı kolaylaştıran hükümet ve liderlik sitemi inşa edilmelidir. Gerekirse Anavatan Türkiye’deki gibi ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ modeli Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti içinde uygulanmalı, daha hızlı karar alan sonuç odaklı çalışan bir siyasi sistemle devlet yapımız tekrardan organize edilmelidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...