Ana içeriğe atla

16-Real Politika ve İdeoloji 26.05.2016, Milliyet Gazetesi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti parlamentosu, UBP-DP hükümetinin kurulması ile çalışan, didinen, sorun çözen ve icracı bir sistem haline geldi. İlişkileri kriz ve gerilim üzerine kuran CTP zihniyetinden arınmasıyla, real politik kuralların geçerli olduğu bir siyaset çizgisine kavuştu. İdeolojik bakış ile icra makamlarının sağlıklı çalışmayacağının en güzel göstergesi CTP başbakanlığındaki hükümettir. Sırası ile Demokrat Parti ve Ulusal Birlik Partisi ortaklıkları ile CTP’nin ideoloji temelli bakışı, icra makamlarının tıkanmasına ve çözüm üretemeyen bir hükümet olmasına neden oldu. Sonuç olarak da real politik kuralları benimsemiş siyaseti hizmet için gören Kuzey Kıbrıs siyasi tarihinin iki kilit ve önemli partisinin kurduğu hükümet, iki devlet bir millet mantığı ile ekonomik, siyasi ve kalkınma yönünde ortak işleri Türkiye’yle paralel yürütmeye başladı. Devlet ve millet siyasetinin hakim olduğu bir hükümet Türkiye Cumhuriyeti ile büyük işler başaracak ve bu kazanımlar halka hizmet olarak kalacaktır.

 

Halka hizmet olarak katma değer bırakamayan partiler, tarih sahnesinde marjinalleşerek siyasi tarihteki yerini alır. Çağımızın iletişim çağı olduğunu düşündüğümüzde, ikili ilişkilerini kavga/kaos üzerine kuran siyasi organizasyonlar da sırası ile halk tarafından verilen hükmetme/hükümet etme yetkisini kaybeder, daha sonra da süreç içersinde eriyip gider.

 

CTP ideolojik politikasının çöküşü

Kuzey Kıbrıs siyasi tarihinde yerini almak için emin adımlarla ilerleyen parti de Cumhuriyetçi Türk Partisi’dir. Son genel seçimler sonrası başbakanlık alarak hükümet olma şansını yakalayan CTP, uyguladığı ideolojik politikalar sayesinde kendi tabanını tatmin etmekten ileriye gidemedi. Bu tıkanmışlıkta kendisini hükümet dışı bıraktı.

 

KKTC siyasi tarihinin köklü bir partisi olan CTP, bu sürece nasıl geldi? Hükümet ettiği dönemde asrın projesi diye tabir edilen “Su Projesi”ni KKTC yürütmesi olarak sağlıklı yönetememesi, suyun nasıl kullanılacağı, alt yapı çalışmalarının nasıl yapılacağını tartışmadan, “kim işletecek”, “Türkiye’li kurumlar işletmemeli” gibi üzüm yemek değil de bağcıyı dövme girişimleri ile halka en büyük hizmet olacak olan su temin işini, halka zülüm pozisyonuna getirdi. Suyun en büyük bölümü olan deniz geçişi bittiği halde, su Kuzey Kıbrıs’ta musluklardan dağıtılamadı.

 

CTP’nin bu gibi kaos ve krizden beslenen siyaset tarzını, biraz basını ve demeçleri taradığımızda görmek ve bulmak mümkündür. Geçtiğimiz hafta sonu yaptıkları kongrede, mevcut genel başkanları Mehmet Ali Talat “Tüzük değişikliği ardından en demokratik ve disiplinli partinin CTP olacağını” belirtmesi, kongre gününe kadar CTP’nin disiplin ve demokrasiden uzak olduğunu söylemesinin genel başkan tarafından itirafıdır.

 

Talat’ın itirafı

Sosyal medyadaki Twitter hesabından yaptığı bazı açıklamalara baktığımızda Talat’ın su üzerine yaptığı fiyat yorumları da kaos/gerilim politikasının devamı niteliğindedir. Maliyet sonucu ortaya çıkan fiyatı eleştirmesi de siyasi komedi olarak yorumlanır. Demezler mi, “Ey Talat, siz iktidarda iken niçin konuyu çözmediniz de şimdi çözüm için yapılan çalışmaları eleştirerek politik rol almaya çalışıyorsunuz?”

 

Sayın Talat’ın diğer basına ve sosyal medyaya yaptığı açıklamalara baktığımızda gerilim politikasının kendi düşünce haline yansıdığı ve sonuç olarak da 2. Cumhurbaşkanı sıfatını yıprattığı ve siyaseten halk gözündeki güven kredi notunun azaldığı görünmektedir. Bu aşağıya doğru inişi kendisi de görmüş olacak ki, geçtiğimiz hafta sonu yapılan tüzük kongresi sonrası yıl sonunda yapılması planlanan genel başkanlık kongresinde aday olmayacağını belirtmiştir.

 

Cumhurbaşkanlığı döneminde başarılı çizgisini emeklilik sonrası CTP ‘nin başarısı için kullanacağı düşünmüş olması yeniden kendisini CTP Genel Başkanlığına taşıması ile hayat bulmuştur. Lakin CTP’nin meclis performansı, uzlaşıdan uzak tavrı kendisini yıpratmış ve Cumhuriyetçi Türk Partisi’ni de çöküşe götürmesi siyaseti bırakacağı sinyalleri vermesine neden olmuştur. Bu da 2. Cumhurbaşkanı sıfatı ile halkı ve toplumu bir bütün olarak kucaklayan, siyaset kurumunun en üst makamında görev yapmış olan Mehmet Ali Talat’a yakışan bir hareket olacaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

180- Bostan Korkuluğu 27.06.2019, Milliyet Gazetesi

Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır. Devleti oluşturan ögeler toprak, millet ve silahlı kuvvettir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kabaca tanımladığım ve ögelerini saydığım tüzel varlık ve devlet tanımına haizdir. Yasama, yürütme ve yargı erkiyle kuvvetler ayrılığına da sahiptir. Kendi namına sahip basın yayın organları vardır. Günümüz devlet sistemindeki tüm şartlara sahiptir. İbn-i Haldun’un ‘coğrafya kaderdir’ sözünden feyzle kaderi olan coğrafyanın olumsuzlukları yüzünden KKTC’nin tanınma ve ambargo sorunu vardır. Coğrafi konumu stratejik öneme sahiptir. Ortadoğu’ya yakınlığı, Doğu Akdeniz’i kontrol eden özelliğiyle günümüz dış politikasının ana gündemlerinden birisidir. *** Yukarıda özetlediğim genel haliyle Kıbrıs Türk siyaset kurumu da ada için önemli bir oluşumdur. Bu oluşum içinde yeni kurulan Ersin Tatar hükümeti ve Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı arasında soğuk savaşları aratmay...

160- Güle Güle Federasyon 07.02.2019, Milliyet Gazetesi

Temmuz 2017’de Kıbrıs görüşmeleri konferans niteliğinde konuşulurken son buldu. O tarihe kadar garantör ülkelerin de katılımıyla son zamanların en hızlı ve önemli görüşmelerini hep birlikte izledik. Sonrası günümüze kadar gelen dönemde Kıbrıs sorununa müdahil, taraf ve garantörlükten doğan söz sahiplerinin iç siyasetleri ve dış politikaları çizgisinden yarım asırlık müzakereler kahve sohbetleri, niyet okumalar, dilek ve temenniler çizgisine kadar geldi. *** 2017 Temmuz sonrası arşiv kayıtlarında yer edecek bir isim daha tarihe ismini yazdırmak maksadıyla Kıbrıs sorunu ve müzakere sürecine müdahil oldu. Kıbrıs Postası köşe yazarı Vatan Mehmet’in bir yazısında “Savaş çarı mı, barış elçisi mi?” şeklinde betimlediği Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs için görevlendirdiği geçici Özel Danışmanı Amerikalı Jane Holl Lute orta oyunumuza dahil oldu. Dahil olduktan sonra Kıbrıs çalışan basın yayın organları, akademisyenler, Doğu Akdeniz teorisyenleri ve strateji uzmanları ‘Lute’ ismin...

125- Kuzey Kore ve ABD 14.06.2018, Milliyet Gazetesi

Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde uluslararası ilişkiler-dış politika çalışan çevrelerin ve yayın kuruluşlarının ana gündemlerine konu olan üç ülke vardır: Rusya, İran ve Kuzey Kore. ABD’nin ‘ulusal güvenlik’ bağlamındaki dış politika yaklaşımının korkulu rüyası bu üç ülkedir. Üçünden gelebilecek nükleer saldırı tehdidi, ekonomik veya kültürel açıdan gelebilecek ve gelen reel saldırılardan daha önemlidir. ABD yapımı filmlerin ana konusu bu üç ülkedir. Hal böyle olunca geçtiğimiz aylarda “ABD ve Kuzey Kore Savaşın Eşiğinde” başlığıyla farklı yaklaşım ve bakış açılarıyla bolca haber olmuşlardır. ABD Başkanı Trump’ın aykırı devlet yönetme şeklide göz önüne alındığında eli kulağında ‘ABD, Kuzey Kore’yi vurur’ yaklaşımı yerini Trump ve Kim’in anlaşmasına bırakmıştır. İki lider geçtiğimiz salı günü Türkiye saatiyle 08:30 sularında Singapur’da bir ilk niteliğindeki görüşmelerinin ardından ortak bir metne imza atmışlardır. Trump anlaşma için “Çok kritik bir problemi çözmeye başladık. Anlaş...