Ana içeriğe atla

20-Koordinasyon Ofisi ve Muhalefetin Bakışı 23.06.2016, Milliyet Gazetesi

Siyasi gündemimizin ana konusu TC ve KKTC arası imzalanan “Koordinasyon Ofisi” anlaşmasıdır. Anlaşma, Cumhuriyet Meclisi’nden 27 kabul oy ile geçerek Cumhurbaşkanlığı’na sevk edilmiştir.

Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı bu anlaşmayı anayasaya uygun görmediğini “KKTC’li kurumlar üzerinden yapmalıyız, kurumları etkisizleştirmemeliyiz” diyerek verdiği basın açıklamasında söylemiştir. Görüş almak üzere de anlaşmayı Anayasa Mahkemesi’ne göndermiştir. Cumhuriyetçi Türk Partisi Milletvekillerinin ve Toplumcu Demokrasi Partisi Milletvekili Zeki Çeler ‘in desteklediği Reddediyoruz Platformu gençlerinin “Koordinasyon Ofisi” anlaşmasının Meclis görüşmeleri sırasında başladıkları ret eylemleri, Türkiye karşıtlığına gidecek şekilde devam etmektedirler.

 

Kimi reddediyoruz?

Peki gençler neyi reddediyor? Niçin bu zamanda reddediyor? Anlaşma Bakanlar Kurulunda imza sürecinde iken gençler ret ettiler mi? 19 Haziran 2014’te anlaşma dönemin Başbakan ve Bakanlarının imzası ile onayladı. Bunlar kimlerdi? Dönemin Başbakanı Özkan Yorgancıoğlu, Teberrüken Uluçay, Zeren Mungan, Özdil Nami, Ahmet Gülle, Önder Sennaroğlu ve Aziz Gürpınar. Bu isimler bugün Reddediyoruz Platformuna destek veren şimdiki CTP Milletvekilleri, ki zamanın Bakanlar Kurulu üyeleriydi. Egemenlik hakkının tehlikeye düştüğünü düşünen Reddediyoruz Platformu gençleri, niçin CTP’yi ve imza atanları reddetmemektedir? Burada Anadolu’daki şu söz akla geliyor: “Amaç üzüm yemek mi, bağcıyı dövmek mi?”

 

Türkiye ile ilişkiler

Türkiye’yle ilişkilerimiz, ideolojik bakış ve eylemler yüzünden yeterince gerilmiştir. Yıllardır yapılan, KKTC kendi ayakları üzerinde durana kadar da devam edecek olan ekonomik işbirliklerine başka bir gözle bakarak, neyi reddediyoruz anlamaya çalışalım.  Kabaca, rakamlarla özetleyecek olursak KKTC’de Yükseköğretim gören 40 bine yakın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı öğrenci vardır. Çeşitli kurumların yaptığı istatistik çalışmasında bir öğrenci yıllık ortalama 34.500 TL para harcamaktadır. TC vatandaşı öğrencilerin de 18 bine yakını ortalama 300 sterlin gibi bir ücretle kirada oturmaktadır. Yalnızca Ercan Havalimanından yılda yaklaşık olarak 4 milyon kişi giriş çıkış yapmaktadır. Bunun da yaklaşık olarak % 75’i Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. 1 milyon 750 bin Türk vatandaşı genel konaklama giderlerini dikkate almadan hesaplarsak, bir kilo hellim peyniri, bir paket Kıbrıs kahvesi ve bir adet buzdolabı süsü magnet alsalar bundan doğacak ekonomi bellidir. Önümüzdeki Bayramda yaklaşık olarak KKTC’de sahip olduğumuz 20 bin yatak kapasiteli turizm tesislerinin %80’i de Türkiye’den gelecek olan misafirlerle rezerve edildiğini unutmamalıyız. Bu misafirlerin de Girne, Mağusa ya da Lefkoşa çarşılarındaki esnaftan alış veriş yaptıklarını görmekteyiz. Bunlara ilave olarak yeri geldiğinde Kıbrıs Türk halkı için canını seve seve verecek olan Mehmetçik, hafta sonu çarşı izni ile de ekonomimize büyük katkı sağlamaktadır.

 

Hep birlikte reddetmeliyiz

Özetlemeye çalıştığım, bu konu ve veriler ışığında biz neyi reddediyoruz, bunu iyi düşünmeliyiz. Eğer reddedeceksek başkentimiz Lefkoşa’da Dereboyu Caddesi’ndeki (Mehmet Akif Caddesi) kırık dökük, yürünemeyen kaldırımları, caddelerimizi onarmayan zihniyeti reddetmeliyiz. Girne gibi tarihi bir şehirde limana sıcak asfalt döken, turizm tesisi gibi görünen tarihi limana hakkettiği tarihi güzelliği ve dokusu gibi bakmayan anlayışı reddetmeliyiz. Girmek için “Yes Be Annem!” dediğimiz ve giremediğimiz Avrupa Birliği de olsa, dünya şehirlerinde sıraya girecek kadar güzel olan tarihi Lefkoşa surları içindeki yerleşimimizi kaderine terk eden aklı reddetmeliyiz. Gençlerimizi siyasi ikbal ve başka akılların emri ile spordan, ilimden, müzikten uzak tutarak hamasi duygular üzerine yönlendiren düşünceyi reddetmeliyiz.

 

Evet gençler! Neyi reddettiğimizi iyi düşünmeliyiz. Akıl ve mantık kuralları çerçevesinde reddetmeliyiz. İdeolojik düşünce bizi yalnızlaştırır, marjinalleştirir. Cumhurbaşkanımız Sayın Akıncı, Girne limanında “Özlem Tunca ile Dünyayı Geziyorum” programında yaptığı şöylesi de şu cümleyi kurmuştur: “Her Türk vatandaşlarının bir kere Kuzey Kıbrıs’ı görmesini istiyoruz.” Bu da reddetmenin yanlış olduğunun Cumhurbaşkanı düşüncesi ile ispatıdır. Gençler, en doğal hakkımız demokrasi kuralları içerisinde her şeyi sorgulamaktır. Lakin dünyada kabul gören bir düşünceyi de unutmamalıyız: Sevgide serbestlik, saygıda mecburiyet vardır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...