Ana içeriğe atla

91- Tükenmiş Federasyon tezi 02.11.2017, Milliyet Gazetesi

Köşemde 12.10.2017 tarihinde “Federasyonu öldüren atanmış müzakere heyeti” başlıklı yazı kaleme almıştım. Yazımda Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı ve ekibinin yürüttüğü federasyon modelli çözümün başarısızlıkla sonuçlandığını yazmıştım. Kuzey Kıbrıs’ın çözümü ilk günden itibaren hak ettiğini, başka metot ve yöntemlerle diplomasi ve diyalog kanalları kullanılarak çözüm arayışının devam etmesi gerektiğini de her zaman dile getirdim. Kuzey Kıbrıs ‘federasyon modelli’ bir metotla çözümü arama düşüncesi içinde bir 50 yıl daha kaybetmemelidir.

***

Federasyon modelli bir çözümle müzakerelerin bir sonuca gidemeyeceğini düşünen 26 sivil toplum örgütü tarafından desteklenen 19 milletvekili, ‘Rumlarla iki toplumlu iki bölgeli federasyon kurulması amacıyla yapılan görüşmelere son verilmesini istediklerini ve federasyon modelinden vazgeçilmesi karar önerisini’ Cumhuriyet Mecli’sine sundular. Milletvekilleri adına konuşan Zorlu Töre ‘federasyon tezinin artık tükendiğini Kıbrıs görüşmelerinin kaldığı yerden devam edemeyeceğini’ savundu. Önerileri Cumhuriyet Meclisi’nde beklemededir.

***

19 milletvekilinin önerisine karşılık Cumhurbaşkanı Akıncı, “Böylesi önemli bir kavşakta, bu kadar radikal bir görüş içeren önerinin Cumhurbaşkanlığı makamıyla istişare edilmeden Meclis’ten geçirilmek istenmesi uygun bir davranış değil. Bu konuda maalesef fikrimizi soran olmadı.” diyerek tepkisini dile getirmiştir. Konuşmasının devamında “Bu tür yaklaşımların Kıbrıs’ın geleceğine yardımcı olmayacağı kanaatimi de paylaşmak isterim.” dedi. Peki Sayın Akıncı’ya soralım: Cumhurbaşkanı olarak 49 yıldır düşünülen ‘federasyon modelli’ çözüm sürecinde aktif rol aldınız. 20 ayı geçen müzakere döneminizde çok kırılma anları ve zorluklar yaşadınız. Harita teslimine kadar giden tavizler verdiniz. Çok önem yüklediğiniz parametreleriniz geldi, geçti. Net olarak şu an eldeki kazanım nedir? Slogan ve popülist söylemler haricinde Kuzey Kıbrıs ve Türk halkı adına ne kazandınız? Son olarak da çözüm olarak ortaya koyacağınız yeni metot nedir?

 

Güney Kıbrıs Batı’nın şımarık çocuğu oldu

 

Model tartışmalarının devam ettiği süreçte, Türkiye’nin Kıbrıs işlerinden sorumlu olan Başbakan Yardımcısı Sayın Recep Akdağ’a gazetemizin yazarı Abdullah Karakuş tarafından Kıbrıs sorununun neden çözülemediği sorusu soruldu. Sayın Akdağ da “Kıbrıs meselesi çözülmüyor; çünkü Güney Kıbrıs Batı’nın şımarık çocuğu. Güney Kıbrıs yönetimini zamansız ve AB’nin prensiplerine uymayacak şekilde AB’ye dahil ettiler. Zaten bunun böyle olması çözümü müthiş güçleştirdi. Büyük bir şımarıklık oluşturdu Rum tarafında. ‘Biz artık AB’nin bir üyesiyiz’ diye üstten hareket etme tavrı oluştu.” diye cevapladı. Sayın Akdağ çözüm olarak “Biz KKTC’yi ne kadar hızlı geliştirirsek, refahını ne kadar hızlı artırırsak çözüme o kadar yaklaşırız.” dedi. Demek ki Kuzey Kıbrıs’ın siyasi iradesi, KKTC’yi AB standartlarına taşımalıdır. Çözüm Kuzey Kıbrıs’ın gelişmişliğinde gizlidir. Bu süreçte KKTC vatandaşlarının saçının kılına kimsenin dokunmasına müsaade etmeyecek olan Anavatan Türkiye’yle KKTC, yapısal reformları hayata geçirmeli, Kıbrıs Türk’ünün geleceğe güvenle bakmasını sağlamalıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...