Ana içeriğe atla

186- Örümceğin Ağında Doğu Akdeniz 08.08.2019, Milliyet Gazetesi

Uzunca bir süre sonrası buluşacak olan Anastasiadis ve Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın gündeminin yoğun olduğu aşikardır. Ersin Tatar hükümetiyle birlikte gündeme oturan Maraş, hidrokarbon konusu gibi mühim meseleler masada olacağı düşünülmektedir. Crans Montana’da zirve yapan müzakere sürecinin sonuçsuz kalması sonrası yarın yapılacak görüşmeye pek bir anlam yüklememek de gerekmektedir. Federasyon tezinin bitişi, kadife ayrılık söylemlerinin konuşulduğu, Yunan Başbakanı’nın Türk askerine işgalci dediği bir dönemde görünen köy kılavuz istemez misali sonuç ortadadır. 

*** 

Rum Yönetimiyle müzakere edilen Federasyon modelli çözüm fikrinin bırakılması, Kuzey Kıbrıs’ın siyasi coğrafyadaki konumu ve bağımsız halini avantaja çevirerek Kıbrıs Türkü için çözüm aranmalıdır diyorum. Benim yazmaktan bıkmadığım gibi Kuzey Kıbrıs müzakere heyeti de, federasyon modelli birleşme üzerine kurulan çözüm fikrini usanmadan savunmaktadır. Sonuç, devlet dışı aktör tabir edebileceğimiz bir firma üzerinden telefonların iki tarafta kullanılması kazanım olarak nitelendirilebilir. Büyük resimde ise bir arpa boyu yol kat edilmemiştir. 

*** 

1974 sonrası günümüze kadar gelen süreçte dünya siyasetini özetleyen kelime ‘sürat’ olmalıdır. Değişim ve sürat kontrolsüz bir şekilde bizleri kendi hızıyla sistemli bir şekilde değiştirmektedir. Değişmeyen siyasi organizasyonları da sistem dışına hızlı bir şekilde itmektedir. İtilen bir lider de olabilir, oyun dışında masada yeri olmayan pastadan pay almayacak bir devlet de olabilir. Alışılmış dış politika yaklaşımları günümüzde çağ dışı kalmış bir süreç olarak değerlendirilebilir. Güncel dış politikada çatışmalar, barışmalar, ayrılmalar ve birleşmeler birbiri ardına gelmektedir. Küreselleşme süreciyle birlikte dünyanın giderek daha entegre bir yapıya bürünmesi kaçınılmazdır. Eğer Kıbrıs sorunu ve müzakere sürecini değerlendirmek, gelecek için plan ve strateji belirlemek istiyorsak Akdeniz’de yaşayan lakin siyaset okumalarını Ortadoğu eksenli, güvenlik ve savaş bakışıyla çok uluslu bir denklemden geçirerek belirlemeliyiz. Çünkü müzakere sürecinin tarihsel kronolojisini ve sonuçlarını bilmemizin yanında, güncel konu olan hidrokarbon sorunu, rol almak isteyen devletlerin kimlikleri, dini inanışları ve devlet dışı aktörler diyebileceğimiz çok uluslu arama yapan şirket ve aileleri de iyi irdelemeliyiz. Popüler haliyle büyük resmi iyi görmeli ve okumalıyız. Duygusal bağ yerine analitik zekâyla çözüme gitmeliyiz.

*** 

Uluslararası ilişkiler biliminin ana akımlarından biri olan klasik realistlere göre dünya düzeni bilardo modeline göre işliyordu. Masanın başında oyunu oynayanlar büyük devletleri, masada birbiriyle çarpışan, yakınlaşan, uzaklaşan bilardo topları da devletleri betimliyor. Çalışma düzeni çok basit: Devletlerin çıkarı ve birbiriyle ne kadar çok temas etmeleri. Merkezde olan devlet sistemine karşı neo-realistlerin ürettikleri devlet dışı aktörleri betimledikleri ‘örümcek ağı’ modeli de süreç içerisinde devletin rolünün devlet dışı aktörlere geçtiğini ifade ediyor. Karşılıklı bağımlılığın geçerli olduğu bu yeni sistem tıpkı örümcek ağı gibi iç içe geçmiştir. 

 

Bu bakış ve mantıkla, Doğu Akdeniz güç mücadelesinde adı geçen devletlere ilave olarak devlet dışı aktörler diye tabir ettiğimiz çok uluslu şirketler ve dini değerler örümcek ağı gibi birbirine bağımlı ve bağlıdır. Bu bakışla çözüm diye tabir edeceğimiz sistemin içinde kalmak için analitik zekayla bir yol izlenmelidir. Çözüm farklı görüş ve düşünceyi dinlemek okumak ve eyleme geçmekle gelecektir.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...