Ana içeriğe atla

192-Barut Fıçısı mı Kimliksiz Teslimiyet mi? 19.09.2019, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz hafta sonu Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Yeşilırmak bölgesinde Verigo Festivali’nin açılışına katıldı. Üreticilerin güncel sorunlarını dinlemek ve festivalin geniş kitlelere yayılabilmesi için festivale katıldıklarını belirtti. Sonrasında Cumhurbaşkanlığı makamının varlık sebebi ve asli görevi halini alan Kıbrıs sorunu üzerine “Kıbrıs Türk halkı bu adada diğer toplum kadar eşit bir gelecek talep ediyor. Böyle bir geleceğe ulaşmak Kıbrıs Türk halkının hakkıdır. Uluslararası topluluk ve uluslararası hukuk içinde hak ettiği saygın yeri almak Kıbrıs Türk halkının da hakkıdır. Bu adada eşit bir varlık olarak, özgürlük ve güvenlik içinde yaşamak Kıbrıs Türk halkının hakkıdır. Kıbrıs Türk gençlerinin gelecek belirsizliğinden kurtulması, ambargolar altında yasamaktan kurtulması gençlerimizin en doğal hakkıdır. Elbette bu adada barut fıçılarının üstünde değil, barış̧, huzur ve güvenlik içinde bir geleceği yaşamak Kıbrıs Türk halkının hakkıdır. Bunun da yolu bellidir, haklarımızı sonuna kadar savunarak, Birleşmiş̧ Milletler (BM) çerçevesinde müzakerelerden kaçmadan yapabiliriz.” şeklinde açıklama yapmıştır. Cumhurbaşkanı Akıncı, Kıbrıs Türk siyaset kurumunun baş aktörüdür. Bu önemden dolayı da Sayın Akıncı yazılarımızın, eleştirilerimizin ana aktörüdür. Yukarıdaki Kıbrıs sorunu üzerine olan açıklamaları yerinde ve haklıdır. Ta ki “Elbette bu adada barut fıçılarının üstünde değil, barış̧, huzur ve güvenlik içinde bir geleceği yaşamak Kıbrıs Türk halkının hakkıdır.” cümlesine kadar. Unutulmamalıdır ki Kıbrıs adasına barış, özgürlük insan hak ve hukukunu getiren Kıbrıs Türklerinin Kıbrıs adasında siyasi bir varlık ve müzakere masasında olmasını sağlayan Türk Silahlı Kuvvetleri ve Mücahitlerimizdir. Cümlede geçen ‘barut fıçıları’ betimlemesindeki askeri varlığımız, garantilerin ve gelecekte adadaki Türk varlığının haklı garantisidir. Barut fıçılarının sahibi ‘dosta güven, düşmana korku’ veren şerefli Mücahit ve Mehmetçiklerimizdir. Rum Yönetimi kilise ve müzakere heyeti, fıçılarının sahibini adadan göndermek, Kıbrıs Türk halkını da siyasi eşitlik olmadan kimliksiz bir halde çözüme götürmek istemektedir. Müzakere heyeti ’Barut fıçısı mı kimliksiz teslimiyet mi?’ sorusuna cevap bulduktan sonra tekrardan masaya dönmelidir.

 

Akdoğan Dr. Fazıl Küçük İlkokulu

Kıbrıs ve siyasi coğrafyamızı anlamamızı kolaylaştıracak bir yöntem olarak neden-sonuç ve sorular üzerine bir mantık kurulmasından tarafım. Duygusal zekâ ve mantıkla bir arpa yol alamadığımız ortadadır. Müzakere heyetine düşünmesi için sorular sormakta çözümü kolaylaştıracak aydınlatma fişeği tutmaktayım. Geçmişte ülkemizin sınırlarında vuku bulan bir bayrak hadisesi vardır. Bu iki tarafın da hafızasında diri ve tazedir. Akdoğan Dr. Fazıl Küçük İlkokulu’nda geçtiğimiz günlerde vuku bulan bayrak olayı güvenlik güçlerimizin gözlem mesafesinde olsaydı, ilgili güvenlik personelimizin olaya karşı tutumu tüm yönleriyle düşünülmelidir. Herhangi bir provokatör eylem müzakerelere ne gibi olumlu/olumsuz etkileri olabileceği göz önüne alınmalıdır. Doğu Akdeniz siyaseti ve Kıbrıs kıldan ince kılıçtan keskin bir süreçtir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...