Ana içeriğe atla

196- Akan kan mıdır, su mudur? 17.10.2019, Milliyet Gazetesi

Dünya üzerinde en karmaşık ve en zor bölge, kaderimiz olan siyasi coğrafyamızdır diyebiliriz. İnsanlık tarihi yazılı hale geldiği andan itibaren üzerinde yaşadığımız bu coğrafyada kan ve gözyaşı, ihanet ve sadakat, mertlik ve kalleşlik eksik olmamıştır. İnsanlık için en önemli öge olan din olgusu bu güzelim coğrafyada şekil bulmuş, dünyaya kutsal toprak olarak tarif ettiğimiz kaderimiz olan coğrafyadan yayılmıştır. İnsanın yaradılışını, fıtratını, birey olmuş kimliğini anlayabilmek için doğduğu toprakları, yaşadığı coğrafyayı iyi bilmek gerekmektedir. Çünkü kader olan coğrafyanın özellikleri bireyin kimliğini oluşturan en önemli ögelerdir.

***

Anadolu coğrafyası 1071’den itibaren Türk hakimiyetine girmiştir. Türk kimliğiyle Anadolu, Akdeniz ve Ege bir harman olmuştur. Bu harmanla Türk kimliği beden bulmuş, dosta güven veren düşmana korku salan adaleti mantığının merkezine koyan birey olmuştur. Bireyin kimliğinin oluşması sonrası siyasi coğrafyasını belirleyen sınırların olduğu devlet kavramını da bu kimlik oluşturmuştur. Anadolu Türkü, Kurtuluş Savaşı’yla 7 düvele meydan okumuş, cesareti kırılmış toplumlara örnek olmuştur. İmparatorluğun son subayları kurtuluşun kahramanları, kuruluşun mimarları olarak Cumhuriyet Türkiyesi’ni inşa etmiştir.

***

Yukarıda betimlemeye çalıştığım değer ve olgular, dünyayı okumamızda, varlık sebebimizi anlamamızda, ömür dediğimiz kısa süreci idrak edebilmemiz de önemlidir. Hele ki devlete baş olmuş Reis-i Cumhur olmuş kişiler seçilmiş ve atanmış, irfan ve erdem sofrasında hallenmiş, hiçlik makamında yer arayan bireyler olmalıdır. Garantör ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti devleti zor olan bu güzelim coğrafyada bir asra yaklaşan Cumhuriyet Türkiyesi’yle varlık göstermektedir. Coğrafyasının barış ve huzuru, insanlığın sağlık ve refahı için hiçlik makamı mantığıyla mertçe coğrafyasında var olmuştur.

***

Anadolu Türkü’nün kadim devleti Cumhuriyet Türkiyesi, coğrafyasının verdiği zorluklara da askeri ve siyasi manevralarla cevap vererek varlığını sürdürmektedir. 9 gündür devam eden Barış Pınarı Harekatı’yla güney sınırlarını terör odaklarından temizlemek, misafir ettiği Suriye halkını yaşayabilecekleri alanı açmak için mertçe faaliyet yapmaktadır. Bu süreç Cumhuriyet Türkiyesi için dost-düşman kavramının tekrar şekil aldığı bir dönemdir. Yapılan askeri harekata muhalefet olan sözde Müslüman Arap ligi, kafası karışık okyanus ötesinin devleti, aklınca Türkiye’ye silah satmayı bırakan, bırakacak olan 2. Cihan Harbinin galip devletleri terörü destekler söylemleriyle Türkiye karşıtıdırlar. Bunların karşısında da yapılan Barış Pınarı Harekatı’nı da destekleyen devletler vardır.

***

Kuzey Kıbrıs’ın seçilmiş en önemli makamında oturan (işgal eden) Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da harekatın 4. gününde kurumsal kimlikten uzak, şahsi facebook hesabından Barış Pınarı Harekatı için “Daha önce de söyledim. 1974’te, biz adına Barış Harekâtı desek de bu bir savaştı ve akan da kandı. Şimdi Barış Pınarı desek de akan su değil kandır. Bu nedenle bir an önce diyalog ve diplomasinin devreye girmesi en büyük dileğimdir.” şeklindeki gaflet ve dalalet içeren açıklamasını yapmıştır.

 

Sayın Akıncı’ya soruyorum:

*1974’ten önce Kıbrıs Türkü’ne yapılan EOKA saldırılarında akan kan mıydı, su muydu?

*1974 öncesi Rum çeteleri ve EOKA üyeleri tarafından yapılan soykırım sayılabilecek Muratağa, Sandallar ve Atlılar katliamlarında akan kan mıydı, su muydu?

*Lefkoşa’da şu an Barbarlık Müzesi olan Dr. Nihat İlhan’ın eşi ve çocuklarına yapılan vahşet nedir? Akan kan mıydı, su muydu?

*Barış Harekâtı evresini kan olarak değerlendirmişsiniz. Peki 20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekâtı sonrası Kıbrıs Türkü’nün yaşadığı siyasi alanda kan ve göz yaşı var mıdır?

 

Sayın Akıncı’nın tabi ki söylemi kendini bağlar. Devlet tanımaz, kurumsallıktan uzak, sosyal medyadan yapılan bir açıklama boş lakırtıdan ibarettir. Fakat Reis-i Cumhur olmuş bir kimlik yukarıda saydığım irfan ve erdeme gelebilmesi için coğrafyasını özümsemeli ve coğrafyasına hizmet etmelidir. Eğer Cumhurbaşkanlığı sıfatı ağır geldiyse, siyasi bir figür olmaksa amaç, gelecek yıl yapılacak seçimleri beklemeden işgal ettiğiniz koltuğu bırakmanız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yapacağınız en büyük hizmettir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

180- Bostan Korkuluğu 27.06.2019, Milliyet Gazetesi

Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır. Devleti oluşturan ögeler toprak, millet ve silahlı kuvvettir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kabaca tanımladığım ve ögelerini saydığım tüzel varlık ve devlet tanımına haizdir. Yasama, yürütme ve yargı erkiyle kuvvetler ayrılığına da sahiptir. Kendi namına sahip basın yayın organları vardır. Günümüz devlet sistemindeki tüm şartlara sahiptir. İbn-i Haldun’un ‘coğrafya kaderdir’ sözünden feyzle kaderi olan coğrafyanın olumsuzlukları yüzünden KKTC’nin tanınma ve ambargo sorunu vardır. Coğrafi konumu stratejik öneme sahiptir. Ortadoğu’ya yakınlığı, Doğu Akdeniz’i kontrol eden özelliğiyle günümüz dış politikasının ana gündemlerinden birisidir. *** Yukarıda özetlediğim genel haliyle Kıbrıs Türk siyaset kurumu da ada için önemli bir oluşumdur. Bu oluşum içinde yeni kurulan Ersin Tatar hükümeti ve Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı arasında soğuk savaşları aratmay...

300- Harbe Hazırlık 14.10.2021, Milliyet Gazetesi

Ege Denizi ve Batı Trakya sınır komşumuz, Güney Kıbrıs’ın garantör hami ülkesi Yunanistan, okyanus ötesiyle yürüttüğü silahlanma çalışmalarına Fransa’yı da katmıştır. Yunan halkı geçim sıkıntısıyla boğuşurken Yunan hükümeti kapıda savaş varmış gibi hazırlıklarını yürütmektedir. Atina hükümeti, son olarak Fransa'dan maliyeti toplam 2,9 milyar doları bulacak 3 fırkateyn alacağını duyurmuştur. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis anlaşma sonrasında Türkiye ile bir silahlanma yarışında olmadıklarını ve Türkiye ile farklılıkları diyalog yoluyla çözmeyi umduklarını söyleyerek uluslararası kamuoyuna sempatik görünme çabasına girmiştir. Atina hükümeti neyi gerekçe görüyorsa kısa zaman içerisinde Almanya, İsrail, ABD ve Fransa’yla silahlanma hamlesine hız katmıştır. Ege ve Akdeniz’deki üslerini başta ABD olmak üzere diğer ülkelere birlik konuşlandırabilmeleri için imkân tanımıştır.   15 adet F-15 Okyanus ötesi, Yunanistan’a konuşlandırdığı özel birliklerine ilaveten tatbikat adı altında ...