Ana içeriğe atla

219- Kara Ölüm 26.03.2020, Milliyet Gazetesi

Yirmi dört saatte dış politikası ve gündemi değişen siyasi coğrafyanın kaderini, kalu beladan itibaren seven fertleriyizdir. İçinden çıkılmaz durumlarda, zamanları aşan tespitiyle İbn-i Haldun’un “Coğrafya kaderdir.” sözüne sığınırız. Acısıyla, tatlısıyla, kötü sonuçlanan olayları, kaderimizi değiştiren konularıyla hem coğrafyamızı severiz hem de insanlığı. Doğu Akdeniz, Orta Doğu, Suriye, Kırım, Libya, ABD, İran ve Rusya bağlamında geçen gündemimiz yerini birden Çin’de görülüp dünyaya yayılan korona virüsüne bıraktı. Tüm televizyon kanalları, yazılı basın korona aşağı, korana yukarı manşetlerle kimi zaman umut, kimi zaman karamsarlık aşılayarak gündemi yüksek tutmaktadır. Sınırları aşan virüsle insanlık 20. yüzyılın belki de en büyük salgınıyla uğraşmaktadır. İnsanlık tarihi dönem dönem kimin ya da kimlerin vesile olup çıkardığı ya da yayılmasını sağladığı salgınlarla sınanmış ve yeni bir düzene evrilmiştir.

***

Geçmişte Asya’nın güney batısında başlayarak 1340’ların sonunda Avrupa’ya ulaşan ‘Kara Ölüm’, ‘Kara Veba’ ya da ‘Büyük Veba Salgını’ adıyla anılan virüs insanlık için büyük bir sınav olmuştur. Veba salgınına Yersinia Pestis adı verilen bakterinin yol açtığı düşünülmektedir. Çin ve Orta Asya’dan başlayan veba salgınının rivayete göre 1347’de Kırım’da Ceneviz ticaret merkezini kuşatan Moğol ordusuna vebalı cesetlerin mancınıkla atılmasıyla vebanın Avrupa’ya taşındığı söylemektedir. Çin’den başlayan veba 1347 ile 1351 arasında Avrupa’da fakir, zengin, soylu, soysuz demeden birçok kişinin canını almıştır. Krallar, soylu aileler, tüccar ve ticaret erbapları, dönemin büyük siyasetçilerinin aileleri büyük veba salgınından etkilenerek o dönemdeki rolleri ve güçleri zayıflamıştır. Kara Ölüm’ün Avrupa nüfusu üzerinde büyük bir etkisi olmuş ve Avrupa’nın sosyal temellerini değiştirmiştir. Roma Katolik Kilisesi Kara Ölüm’den büyük darbe almıştır. Bu darbe sonrası Museviler, Müslümanlar, yabancılar, dilenciler başta olmak üzere azınlıklara zulmedilmesine yol açılmıştır. Büyük salgın ve ölümler vuku bulduğu coğrafyanın sosyal siyasal tüm zeminlerine zarar vererek büyük değişikliklere sebep olmuştur. Günümüze kadar Avrupa başta olmak üzere dünyada benzer salgınlar görülmüştür. Bunlar 1629-1631 arasında görülen İtalya salgını, Büyük Londra Salgını (1665-1666), Büyük Viyana Salgını (1679), Büyük Marsilya Salgını (1720-1722) ve Moskova salgını (1771) olarak büyük ölümlere yol açanlar arasında sayılabilir. İnsanlık her dönem tıp biliminin ve insanlarının savaş verdiği düşmanın belli belirsiz olduğu kırımlar ve ölümlerle mücadele etmiştir.

***

Günümüz tıp dünyası ve insanlığı, Çin kaynaklı korona virüsü ile savaşmaktadır. Tarihte olduğu gibi kırımlar, salgınlar günümüzün siyasi ve ticari aktörlerinin krizi fırsata çevirme argümanları olarak kullanılmaktadır. Halbuki toplumu ve insanlığı etkileyen virüs ve salgınlar kişilerin siyasal ve ticari ikballerinin üstünde insanlık için mücadele edilesi konulardır. Geçtiğimiz günlerde Kuzey Kıbrıs’a yurt dışında okuyan öğrenciler getirilmiştir. Ersin Tatar hükümeti yürütmenin sorumluları olarak ilgili öğrencileri otel konforunda karantina dönemini geçirecekleri öğrenci yurduna yerleştirmiştir. Daha düne kadar virüs gündeme geldiğinde sınırları kapatan Rum yönetimine “Yanlış yapıyor, sınırlar kapanmamalı.” diyen Cumhurbaşkanı Akıncı, gün ağarmadan öğrencileri başka bir yere yerleştirerek hükümetten rol çalarak seçime yatırım yapmıştır. İnsan hayatı siyasal ikbalden daha önemlidir. Sayın Akıncı, siyasetin büyüğü olarak krizden nemalanmak yerine Ersin Tatar hükümetiyle ortak akılla çalışarak süreci geçirmelidir. Unutulmamalıdır ki virüs makam, mevki, cinsiyet ve şan şöhrete bakmadan tüm insanlığa tarihteki gibi zarar vermektedir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

180- Bostan Korkuluğu 27.06.2019, Milliyet Gazetesi

Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır. Devleti oluşturan ögeler toprak, millet ve silahlı kuvvettir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kabaca tanımladığım ve ögelerini saydığım tüzel varlık ve devlet tanımına haizdir. Yasama, yürütme ve yargı erkiyle kuvvetler ayrılığına da sahiptir. Kendi namına sahip basın yayın organları vardır. Günümüz devlet sistemindeki tüm şartlara sahiptir. İbn-i Haldun’un ‘coğrafya kaderdir’ sözünden feyzle kaderi olan coğrafyanın olumsuzlukları yüzünden KKTC’nin tanınma ve ambargo sorunu vardır. Coğrafi konumu stratejik öneme sahiptir. Ortadoğu’ya yakınlığı, Doğu Akdeniz’i kontrol eden özelliğiyle günümüz dış politikasının ana gündemlerinden birisidir. *** Yukarıda özetlediğim genel haliyle Kıbrıs Türk siyaset kurumu da ada için önemli bir oluşumdur. Bu oluşum içinde yeni kurulan Ersin Tatar hükümeti ve Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı arasında soğuk savaşları aratmay...

160- Güle Güle Federasyon 07.02.2019, Milliyet Gazetesi

Temmuz 2017’de Kıbrıs görüşmeleri konferans niteliğinde konuşulurken son buldu. O tarihe kadar garantör ülkelerin de katılımıyla son zamanların en hızlı ve önemli görüşmelerini hep birlikte izledik. Sonrası günümüze kadar gelen dönemde Kıbrıs sorununa müdahil, taraf ve garantörlükten doğan söz sahiplerinin iç siyasetleri ve dış politikaları çizgisinden yarım asırlık müzakereler kahve sohbetleri, niyet okumalar, dilek ve temenniler çizgisine kadar geldi. *** 2017 Temmuz sonrası arşiv kayıtlarında yer edecek bir isim daha tarihe ismini yazdırmak maksadıyla Kıbrıs sorunu ve müzakere sürecine müdahil oldu. Kıbrıs Postası köşe yazarı Vatan Mehmet’in bir yazısında “Savaş çarı mı, barış elçisi mi?” şeklinde betimlediği Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs için görevlendirdiği geçici Özel Danışmanı Amerikalı Jane Holl Lute orta oyunumuza dahil oldu. Dahil olduktan sonra Kıbrıs çalışan basın yayın organları, akademisyenler, Doğu Akdeniz teorisyenleri ve strateji uzmanları ‘Lute’ ismin...

125- Kuzey Kore ve ABD 14.06.2018, Milliyet Gazetesi

Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde uluslararası ilişkiler-dış politika çalışan çevrelerin ve yayın kuruluşlarının ana gündemlerine konu olan üç ülke vardır: Rusya, İran ve Kuzey Kore. ABD’nin ‘ulusal güvenlik’ bağlamındaki dış politika yaklaşımının korkulu rüyası bu üç ülkedir. Üçünden gelebilecek nükleer saldırı tehdidi, ekonomik veya kültürel açıdan gelebilecek ve gelen reel saldırılardan daha önemlidir. ABD yapımı filmlerin ana konusu bu üç ülkedir. Hal böyle olunca geçtiğimiz aylarda “ABD ve Kuzey Kore Savaşın Eşiğinde” başlığıyla farklı yaklaşım ve bakış açılarıyla bolca haber olmuşlardır. ABD Başkanı Trump’ın aykırı devlet yönetme şeklide göz önüne alındığında eli kulağında ‘ABD, Kuzey Kore’yi vurur’ yaklaşımı yerini Trump ve Kim’in anlaşmasına bırakmıştır. İki lider geçtiğimiz salı günü Türkiye saatiyle 08:30 sularında Singapur’da bir ilk niteliğindeki görüşmelerinin ardından ortak bir metne imza atmışlardır. Trump anlaşma için “Çok kritik bir problemi çözmeye başladık. Anlaş...