Ana içeriğe atla

251- Akdeniz’de Devlet Olmak 05.11.2020, Milliyet Gazetesi

Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır. Kıbrıs adasında toprak bütünlüğünü koruyan, iki farklı milletin oluşturduğu siyasal örgütlerle tüzel kişilik kazanan iki farklı devlet vardır. Bir tanesi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), diğeriyse Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)’dir. İkisinin de seçilmiş devlet başkanları, halkın oyuyla teşkil olmuş parlamentoları, bağımsız mahkemeleri ve siyasal ve fiziki coğrafyasını koruyacak silahlı kuvvetleri mevcuttur. Yakın siyasi tarihimize baktığımızda Kıbrıs adası Akdeniz’de devlet olmanın tüm zorluklarını kan ve gözyaşı dökerek yaşamıştır.

***

Akdeniz jeopolitiği, uluslararası siyasette bölgesel veyahut küresel anlamda dünya gündeminde yer edinecek önemli alanlardan birisidir. Birinci Cihan Harbi sonrası bölgenin jeopolitik önemi ve doğal kaynaklarının varlığıyla İngiltere ve Fransa’nın kendi çıkarları doğrultusunda belirlediği politikalar, günümüzde Akdeniz’deki sorunların katlanarak büyümesinin en önemli etkenlerindendir. Akdeniz sorunlar yumağının bir diğer nedeni de soğuk savaş döneminde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Sovyetler Birliği’nin Akdeniz ve Ortadoğu’yu dış politika öncelikleri arasına yerleştirip bölge özelinde bir güç mücadelesi içine girmiş olmalarıdır.

***

Akdeniz siyasi tarihinin getirdiği zorluklara ilave olarak da 2000’li yılların başından itibaren Akdeniz’de keşfedilen doğal kaynak rezervleri, bölgenin güvenlik yapısını farklı bir boyuta taşımıştır. Bahse konu kaynaklar, devletler arası düzeyde ekonomik ve siyasi çıkar çatışmalarının artmasına ve bahse konu aktör ülkelerin Akdeniz’de nüfuz alanını arttıracak oyunlara girişmesine sebep olmuştur.

***

Devlet ve milletlerin bitmek tükenmek bilmeyen ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için doğal gaz ve petrol gibi geleneksel enerji kaynaklarına olan taleplerin hızla artması, bölgesel gerginliklerin tırmanmasının önünü açmıştır. Akdeniz’e komşu ülkelerde 2010 yılında başlayan Arap Baharı süreci siyasi ve ekonomik açıdan vuku bulduğu ülkelerde ve Akdeniz siyasetinde önemli değişimlere sebep olmuştur. Bu dönemde bazı Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri siyasi ve toplumsal yönden istikrarsızlaşmışlardır. ABD ve Rusya bu istikrarsızlaşma sürecinde bölgede etnik, dini ve toplumsal yapıları hiçe sayarak yaklaşımlarını belirlemiş ve devletlerin güvenlik algısının daha da karmaşık hâl almasına sebep olmuştur.

***

Bahse konu ülkelere ilave olarak Ortadoğu’da özellikle İran ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin Rusya ve ABD desteğini alarak silahlandırdığı paramiliter gruplar ve desteklediği siyasi kurgularla güvenlik tehdidinin artmasına ve devlet dışı kontrolsüz güçlerin doğmasına sebep olmuştur. Bu istikrasız güç savaşı ve konvansiyonel olmayan muharebe metotları Akdeniz’de devlet olmanın zorluklarını arttırmıştır.

 

Türkiye’nin rolü

 

Türkiye bu kontrolsüz ortamdan Akdeniz’de gerek askerî ve ekonomik gücüyle gerekse yumuşak gücü ve yürüttüğü kamu diplomasisi ile bölgedeki en büyük güçlerden birisidir. Türkiye, fiili olarak olarak 2006 yılında başlattığı ‘Akdeniz Kalkanı Harekâtı’ ile bölgede aktif bir politika yürüterek KKTC’yi ve kendi haklı menfaatini savunmuştur. TPAO’na verdiği ruhsatla mavi vatanda kaynak arama faaliyetlerine başlamıştır. Türkiye ve KKTC, Akdeniz’deki mevcut konumunu Barbaros Hayrettin Paşa sismik araştırma gemisi, Yavuz ve Fatih isimli sondaj gemileriyle konsolide etmiştir. Türkiye – Libya arası imzalanan deniz yetki alanları anlaşmasıyla da Türkiye ve KKTC’ye yönelik hukuk dışı yaklaşımlara set çekmiştir.

 

Akdeniz’de devlet olmanın sorumluluk ve yükünü, yukarıda bahse konu özetle idrak etmek şarttır. KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve muhtemel kurulacak UBP hükümeti ve Kıbrıs Türk siyaset kurumu yükünün ağırlığını bilerek hareket etmelidir. Akdeniz’de devlet olmak siyasi ve ticari ikballerin önünde güvenlik ve beka algısıyla Türkiye – KKTC ortak adımlarıyla mümkün olacaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

180- Bostan Korkuluğu 27.06.2019, Milliyet Gazetesi

Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır. Devleti oluşturan ögeler toprak, millet ve silahlı kuvvettir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kabaca tanımladığım ve ögelerini saydığım tüzel varlık ve devlet tanımına haizdir. Yasama, yürütme ve yargı erkiyle kuvvetler ayrılığına da sahiptir. Kendi namına sahip basın yayın organları vardır. Günümüz devlet sistemindeki tüm şartlara sahiptir. İbn-i Haldun’un ‘coğrafya kaderdir’ sözünden feyzle kaderi olan coğrafyanın olumsuzlukları yüzünden KKTC’nin tanınma ve ambargo sorunu vardır. Coğrafi konumu stratejik öneme sahiptir. Ortadoğu’ya yakınlığı, Doğu Akdeniz’i kontrol eden özelliğiyle günümüz dış politikasının ana gündemlerinden birisidir. *** Yukarıda özetlediğim genel haliyle Kıbrıs Türk siyaset kurumu da ada için önemli bir oluşumdur. Bu oluşum içinde yeni kurulan Ersin Tatar hükümeti ve Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı arasında soğuk savaşları aratmay...

300- Harbe Hazırlık 14.10.2021, Milliyet Gazetesi

Ege Denizi ve Batı Trakya sınır komşumuz, Güney Kıbrıs’ın garantör hami ülkesi Yunanistan, okyanus ötesiyle yürüttüğü silahlanma çalışmalarına Fransa’yı da katmıştır. Yunan halkı geçim sıkıntısıyla boğuşurken Yunan hükümeti kapıda savaş varmış gibi hazırlıklarını yürütmektedir. Atina hükümeti, son olarak Fransa'dan maliyeti toplam 2,9 milyar doları bulacak 3 fırkateyn alacağını duyurmuştur. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis anlaşma sonrasında Türkiye ile bir silahlanma yarışında olmadıklarını ve Türkiye ile farklılıkları diyalog yoluyla çözmeyi umduklarını söyleyerek uluslararası kamuoyuna sempatik görünme çabasına girmiştir. Atina hükümeti neyi gerekçe görüyorsa kısa zaman içerisinde Almanya, İsrail, ABD ve Fransa’yla silahlanma hamlesine hız katmıştır. Ege ve Akdeniz’deki üslerini başta ABD olmak üzere diğer ülkelere birlik konuşlandırabilmeleri için imkân tanımıştır.   15 adet F-15 Okyanus ötesi, Yunanistan’a konuşlandırdığı özel birliklerine ilaveten tatbikat adı altında ...