Ana içeriğe atla

277- Güvenlik Konseyi 06.05.2021, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz hafta Kıbrıs sorununa çözüm adına 5+1 gayri resmî görüşmeler Cenevre’de gerçekleşti. Kuzey Kıbrıs ve Türkiye siyaset kurumu karar alıcıları kalıcı çözüm için altı maddelik önerisini Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Guterres’e teslim ettiler. Altı maddenin birinci maddesi BM Genel Sekreteri Guterres’e büyük sorumluluk yüklemektedir. Birinci madde “Genel Sekreter, Güvenlik Konseyi’nin iki tarafın eşit uluslararası statüsünün ve egemen eşitliğinin güvence altına alındığı bir kararı kabul etmesi için inisiyatif alacaktır. Böyle bir karar, mevcut iki devlet arasında işbirliğine dayalı bir ilişki kurulması için yeni bir temel oluşturacaktır.” şeklindedir. Kuzey Kıbrıs siyaset yapıcıları ilk maddeyle BM ve Güvenlik Konseyi nezdinde eşit olalım ki eşit zeminde müzakereler başlasın demektedir. Bu hamle Kıbrıs Türkü için hayati önemdeki bir adımdır.

 

Peki Güvenlik Konseyi kimlerden oluşmaktadır? 

 

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) BM’ye üye ülkeler arasında güvenlik ve barışı korumakla yükümlü en güçlü BM organıdır. BM’nin diğer organları sadece tavsiye niteliğinde kararlar alabilirken, Uluslararası Adalet Divanı ile birlikte bağlayıcı karar alma yetkisine sahip iki BM organından birisidir. Bu bağlayıcılık üye ülkelerin tamamı tarafından Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda açık bir şekilde belirtilmiştir. Böylesi önemli bir konseyden Kuzey Kıbrıs için istenilen birinci maddenin çıkması Kıbrıs Türklerinin yarım asrı geçen mücadele tarihlerinin siyasi sahnesinde kader denk noktası niteliğinde olacaktır. Toplam 15 üye ülkenin bulunduğu BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimî üyesi ABD, Çin, Rusya, İngiltere ve Fransa’dır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her fırsatta dile getirdiği “Dünya beşten büyüktür.” söyleminin muhatabı bu beş ülkedir. Sayın Erdoğan doğru söylemektedir. Dünya beşten büyük ve bu beş ülkenin menfi hislerinden dünya ve insanlık daha değerlidir. 

*** 

Şimdi gelelim ‘Kıbrıs Sorunu’na. Anadolu insanının çokça kullandığı “Zurnanın zırt dediği yer” betimlemesine “Yapılmakta olan bir işin en önemli, en özen isteyen, en can alıcı yeri.” olarak tabir edilen andadır Kıbrıs sorunu. Neden dersek Güvenlik Konseyi’nin karar alıcı 5 ülkesinin Doğu Akdeniz, Ege, Karadeniz ve Ortadoğu siyaset kurum ve alanlarındaki pozisyonları ve birbirleriyle olan örtülü veyahut aleni savaşlarıdır. Şimdi Çin’le ABD, Rusya ile ABD Kuzey Kıbrıs adına nasıl ortak bir noktada buluşurlar? Kıbrıs adasında dinleme merkezi olarak görev yapan Ağrotur ve Dikelya üslerine sahip İngiltere, nasıl konseyde Kuzey Kıbrıs adına hamle yapacaktır? Veyahut Güney Kıbrıs’ta hiçbir hukuki dayanağı olmadan askeri havalimanını kullanan Fransa nasıl bir karar verir? Bu beş daimî üye ülkenin, Kıbrıs adasının üç garantör ülkesiyle ayrı ayrı diyalogları ve Türkiye ile olan münasebetleri de göz önüne alırsak çıkacak olan sonuç üç aşağı beş yukarı ortadadır. ‘Görünen köy kılavuz istemez’ misali Kuzey Kıbrıs karar alıcıları Ankara ile ortak akılla bu yılın sonbaharında başlamak üzere KKTC’nin tanıtılması için adım atmalıdırlar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...