Ana içeriğe atla

292- ABD – Taliban İlişkisi 19.08.2021, Milliyet Gazetesi

İngiliz diplomat Jane Marriott vaktiyle yazdığı ve İngiliz Avam kamerasına sunduğu “Arap Dünyasında Eğitim” konulu raporu, Afganistan ve Taliban gündemi sonrası en çok konuşulan ve sosyal medyada paylaşılan metin olmuştur. Bayan Marriot’un raporunun en çarpıcı kısmı “En zeki öğrenciler tıp ve mühendislik okuyorlar. İkinci derece mezunlar ise iş idaresi ve iktisat gibi bölümleri okuyarak birinci derece mezunların yöneticisi oluyorlar. Üçüncü derece mezunlar ise siyasete yöneliyorlar ve ülkenin siyasetçileri olarak birinci ve ikinci derece mezunlara hükmediyorlar. Fakat eğitimde tamamen başarısız olanlar ise ordu ve emniyete katılarak siyaset ve iktisata tahakküm ederek onları mevkilerinden indirip isterlerse öldürüyorlar. Gerçekten dehşet verici olansa asla hiçbir okula gitmeyenler din adamı oluyorlar ve herkesin kendilerine itaat etmesini sağlıyorlar.” şeklinde betimlediği kısımdır. Günümüzde Ortadoğu ve Arap coğrafyasında yaşananları izlediğimizde diplomat hanımın raporundaki paragraf her şeyi özetlemeye yetmektedir.

Taliban

Yirmi yıl önce doğup büyüdüğü topraklardan Amerikan müdahalesiyle kovulan Taliban, Kabil başta olmak üzere Afganistan’ı üç dört gün içerisinde neredeyse hiç mermi atmadan geri almıştır. Taliban, Afganistan’ın en büyük etnik grubu olan Peştunlardan oluşan kimine göre terör grubu, kimine göreyse İslami siyasi bir aktördür. Taliban 1994 yılında Sovyetler Birliği’ne karşı ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve Pakistan İstihbarat Servisi’nin (ISI) desteğiyle Molla Muhammed Ömer liderliğinde kurulmuştur. Taliban kurulumu sonrası Peştun ağırlıklı Kandahar’ı ele geçirmiştir. Taliban Afganistan’da yolsuzluğu ve rüşvete karşı mücadele edeceğim mottosuyla taban bulmuş ve ilk senesinde 12 şehirde kontrolü sağlamıştır. Düşünce Kuruluşu Newlines Enstitüsü’nden Kamran Bokhari Taliban’ın güçlendiği ve zemin bulduğu süreci ifade etmek için “O zamanlar halk gerçekten kanunla düzen istiyordu ve bunların hiçbiri yoktu.” demiştir. Bu boşluğu iyi dolduran Taliban, Eylül 1996’da Kabil’e girerek yönetime el koymuştur. Sonrasında İslam Emirliği kurduğunu ilan etmiştir. Şeriata dayalı anayasal sistem yürürlüğe girerken şeriatın gündelik hayatta uygulandığını takip etmek için Emr-i bil Maruf (İyiliği Emretme) Bakanlığını kurmuştur. Taliban’ın bu uygulama ve görüşleri Radikal Selefi bir örgüt yapısına sahip olduğunu da göstermektedir.

11 Eylül

ABD 11 Eylül sonrası Taliban’dan El Kaide lideri Usame bin Ladin’i istemiştir. Taliban bu isteği Ladin’in ‘misafir’ olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. ABD istediğini alamadığından Amerikan rüyasını ‘kabusa’ döndürmek için Afganistan’da örgüte karşı duran, Abdül Reşid Dostum’un da yöneticisi olduğu Kuzey İttifakı’nın desteğiyle Taliban’a büyük darbe vurmuş ve Afganistan’dan çıkmasını sağlamıştır. Gelinen son süreçte ABD’nin Afganistan’dan görevli köpeklerini bile alarak çıkmasıyla Taliban elini kolunu sallayarak Afganistan’ı tekrar kovulana kadar ele geçirmiştir.

Mevzilenme

ABD Afganistan’ı terk ediyor gibi görünse de Barack Obama’nın başkanlığı sürecinde başlayan ve Biden döneminde olası dış politika yaklaşımı ‘mevzilenme’ stratejisini coğrafyamızda uygulamaktadır. Türk Akademisi TASAV’da yayımlanan Dr. Kürşat Korkmaz’ın “Trump Dönemi ABD Politikaları ve Biden Döneminden Beklentiler” başlığındaki raporunda ABD’nin bu stratejisini ‘izolasyonculuk ve liberal kurumsalcılığın’ karışımı olarak betimlemiştir. Türk siyaset kurumu karar alıcıları hariciye siyasetlerini Afganistan’ın tekrardan Taliban’a bırakılması ve ABD’nin mevzilenme stratejisine göre okuyup uygulamalıdırlar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

180- Bostan Korkuluğu 27.06.2019, Milliyet Gazetesi

Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır. Devleti oluşturan ögeler toprak, millet ve silahlı kuvvettir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kabaca tanımladığım ve ögelerini saydığım tüzel varlık ve devlet tanımına haizdir. Yasama, yürütme ve yargı erkiyle kuvvetler ayrılığına da sahiptir. Kendi namına sahip basın yayın organları vardır. Günümüz devlet sistemindeki tüm şartlara sahiptir. İbn-i Haldun’un ‘coğrafya kaderdir’ sözünden feyzle kaderi olan coğrafyanın olumsuzlukları yüzünden KKTC’nin tanınma ve ambargo sorunu vardır. Coğrafi konumu stratejik öneme sahiptir. Ortadoğu’ya yakınlığı, Doğu Akdeniz’i kontrol eden özelliğiyle günümüz dış politikasının ana gündemlerinden birisidir. *** Yukarıda özetlediğim genel haliyle Kıbrıs Türk siyaset kurumu da ada için önemli bir oluşumdur. Bu oluşum içinde yeni kurulan Ersin Tatar hükümeti ve Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı arasında soğuk savaşları aratmay...

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

160- Güle Güle Federasyon 07.02.2019, Milliyet Gazetesi

Temmuz 2017’de Kıbrıs görüşmeleri konferans niteliğinde konuşulurken son buldu. O tarihe kadar garantör ülkelerin de katılımıyla son zamanların en hızlı ve önemli görüşmelerini hep birlikte izledik. Sonrası günümüze kadar gelen dönemde Kıbrıs sorununa müdahil, taraf ve garantörlükten doğan söz sahiplerinin iç siyasetleri ve dış politikaları çizgisinden yarım asırlık müzakereler kahve sohbetleri, niyet okumalar, dilek ve temenniler çizgisine kadar geldi. *** 2017 Temmuz sonrası arşiv kayıtlarında yer edecek bir isim daha tarihe ismini yazdırmak maksadıyla Kıbrıs sorunu ve müzakere sürecine müdahil oldu. Kıbrıs Postası köşe yazarı Vatan Mehmet’in bir yazısında “Savaş çarı mı, barış elçisi mi?” şeklinde betimlediği Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs için görevlendirdiği geçici Özel Danışmanı Amerikalı Jane Holl Lute orta oyunumuza dahil oldu. Dahil olduktan sonra Kıbrıs çalışan basın yayın organları, akademisyenler, Doğu Akdeniz teorisyenleri ve strateji uzmanları ‘Lute’ ismin...