Ana içeriğe atla

20-Sabır, Kader ve İnsan, inAydın, Ağustos 2018

Sabır nedir?

Sabır ya da direnmek, zor şartlar altında metanet, cesaret ve inancını yitirmeme duygusudur. Tanımlama kişi ve düşünceye göre değişebilir. Genel kanı ve özü sessizliği bozmadan düşüncede bireyi zorlayan konu veya olaya karşı direnmektir.

 

Sabır insan yaşamı için çok önemli bir kırılma noktasıdır.

 

Ali İmran suresi 146. ayet der ki: “Allah sabredenleri sever.”.

 

Sabır bir nevi imanın da göstergesidir. İsyan ve asilik yapmadan sabretmek imanlı kişinin göstergesi de olabilir.

 

Birey olarak ne kadar sabırlıyız? Beklemeyi biliyor muyuz?

 

Sabır ederek olmasını istediğimiz konu, olay bizim için kaderimiz de önemli yer edecek kadar hayırlı mıdır? Bunun doğru olup olmadığını biliyor muyuz?

 

Bakara suresi 216. ayet der ki: “Hoşunuza gitmese de size savaş yazıldı (farz kılındı). Bazen hoşlanmadığınız bir şey, hakkınızda iyi olabilir ve hoşlandığınız bir şey de hakkınızda kötü olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”

 

Kader nedir?

Kader, bütün olayların önceden ve değişmeyecek biçimde düzenlediğine inanılan ezeli takdirdir. Alın yazısı, yazgı veya mukadderat olarak da anılır. Kader kavramı birçok farklı din ve felsefi akımda önemli bir yer tutar.

 

Birey daraldığında ve psikolojik olarak tıkandığında hemen ağızdan çıkan isyan kaderdir. Kader bu kadar mı bizi üzer, hiç mi sevindirmez? Hep isyan edilen olgu mudur?

 

Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de kader için Hadid suresi 22. ayette “Yeryüzünde gerçekleşen ve başımıza gelen bir olay yoktur ki, biz onu yaratmadan evvel, bir kitapta (levh-i mahfuzda yazılmış) olmasın. Elbette bu Allah için kolaydır.” demektedir.

 

Kamer suresi 49. ayette “Biz her şeyi kader ile (bir ölçüye göre) yarattık.” der.

 

‘Sabır’ ve ‘Kader’ olguları kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de de yer almışlardır.

 

Dünya yaşamının 60-70 yıl olduğunu düşündüğümüzde sabır ile kaderimiz olan olayları yaşar ve dünya yaşam çizgimiz de ilerleriz. 

 

İnsan için dünyaya geldiği andan itibaren, ölüm anına kadar kaderi olan olayları yaşar, bu olaylar sabır ve olaylara karşı duruşumuz ile şekillenebilir…

 

Bireyin kaderi olduğu gibi, yaşamış olduğumuz coğrafyanın da kaderi vardır. İbn-i Haldun “Coğrafya kaderdir.” demiştir.

 

Coğrafyanın kaderini de siyasi olaylar, askeri olaylar, ekonomik olaylar olarak birey yaşamında bizzat yaşamaktadır. Bu süreci sabırla karşıladığımızda kadere olan inançla en az zararla atlatırız.

 

Sonuç olarak güncel yaşam ve konular hakkında içinde olduğumuz ruh hali, sosyal çevre ve diğer etkenlerden dolayı sağlıklı karar veremediğimiz anlar olabilir. Bu gibi durumlarda konu ve olay hakkında sabır ve kader olgusunu düşünerek sessizce sakin bir duruşla karar vermeliyiz. Yaşamımızda önemli yeri olan düşünce dünyamızın şekillenmesi ve yön almasındaki büyük, küçük kişilerle istişare ederek hareket etmeliyiz.

 

Çünkü neyin doğru, neyin yanlış olduğunu zaman içinde karar vererek yol alabiliriz.

 

Unutmayın sabır ve kader belirsizlikleri sevmez. Yaşamımızda ne kadar belirsizlik varsa sabırla netleştirmesini bilmeliyiz.

 

Bir büyüğümüzün dediği gibi: “Görüşü netleştirip hedefi tekleştirmeliyiz.”

 

Kitap: “Benim amacım, gerçek bir yaşam öyküsü yazmak değil. Ben sadece gerçek yolunda edindiğim sayısız tecrübemi anlatmak niyetindeyim.” diyerek önsöz yazan Mohandas K. GANDHİ’nin “Bir Özyaşam Öyküsü: Hakikatin Peşinde Başımdan Geçenler” isimli kitabını okumanızı tavsiye ediyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

180- Bostan Korkuluğu 27.06.2019, Milliyet Gazetesi

Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır. Devleti oluşturan ögeler toprak, millet ve silahlı kuvvettir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kabaca tanımladığım ve ögelerini saydığım tüzel varlık ve devlet tanımına haizdir. Yasama, yürütme ve yargı erkiyle kuvvetler ayrılığına da sahiptir. Kendi namına sahip basın yayın organları vardır. Günümüz devlet sistemindeki tüm şartlara sahiptir. İbn-i Haldun’un ‘coğrafya kaderdir’ sözünden feyzle kaderi olan coğrafyanın olumsuzlukları yüzünden KKTC’nin tanınma ve ambargo sorunu vardır. Coğrafi konumu stratejik öneme sahiptir. Ortadoğu’ya yakınlığı, Doğu Akdeniz’i kontrol eden özelliğiyle günümüz dış politikasının ana gündemlerinden birisidir. *** Yukarıda özetlediğim genel haliyle Kıbrıs Türk siyaset kurumu da ada için önemli bir oluşumdur. Bu oluşum içinde yeni kurulan Ersin Tatar hükümeti ve Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı arasında soğuk savaşları aratmay...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...