Ana içeriğe atla

366- Kıbrıs – Müzakere ve Çözüm 19.01.2023, Milliyet Gazetesi

Kıbrıs Sorunu ve müzakere süreci Birleşmiş Milletler (BM) ve siyaset kurumları için çözümsüzlükle sonuçlanan en önemli siyasi krizdir. “Rum halkının çözümden kastı nedir?” sorusu büyük bir sorudur. ‘Kime göre, neye göre?’ sorularına cevap arandığında Kıbrıs Sorunu belki de hiçbir zaman çözülmüş olmayacaktır. 1960’ta kurulan ve siyaset kurumlarının imza attığı Kıbrıs Cumhuriyeti belki de Kıbrıs adasındaki Rum ve Türk halkları için en iyi çözüm ve yönetim biçimiydi. Kıbrıs Cumhuriyeti, iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı fonksiyonel bir federasyondu. Fakat Kıbrıs adasındaki siyasi çözümsüzlüğün motivasyon kaynağı Kıbrıs Ortodoks Kilisesi başpiskoposu ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı Makarios, “%18 nüfusa sahip toplum bize hükmedemez.” diyerek anayasaya 13 madde eklemek istemesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti’nden Türklerin dışlanmasına ve Kıbrıs adasında Türklerin göçmen olmasına kadar giden olayları başlatmıştır. Makarios’tan günümüze kadar geçen süreçte ilk günkü motivasyon Rum siyaseti adına devam etmiştir. Rum lider Anastasiadis de Kıbrıs Türklerinin nüfus oranına vurgu yaparak “Azınlık, çoğunluğa hükmedemez.” demekte ve Kıbrıs Türklerini siyasi eşit ortak olarak kabul etmemektedir.

***

Burada Rum siyaset kurumuna üyesi olduğu Avrupa Birliği üzerinden sorumuzu sormak doğru olacaktır. Kıbrıs Rum kesimi nüfusu 2020 verilerine göre bir milyon civarındadır. Yine AB üyesi Lüksemburg’un nüfusu altı yüz bin civarındadır. Nüfus sayılarına bakılmaksızın Güney Kıbrıs ve Lüksemburg AB dönem başkanlıkları yapmışlardır. Rum yönetiminin siyasi mantığına baktığımızda ‘azınlığın çoğunluğa hükmetmemesi ve siyasi ortak olarak kabul edilmemesi’ fikri evrensel hukuk kuralı olsa Rum Yönetimi ve Lüksemburg, tahmini dört yüz elli milyon nüfusa sahip olan AB’ye hiçbir şekilde dönem başkanı olamazdı.

***

Rum Yönetimi’nin azınlık ve nüfus üzerine kurduğu yönetimi paylaşmama fikri tamamen hukuk dışı Enosis fikrini besleyen ve destekleyen çarpık bir siyasi söylemdir. Çözümsüzlüğün kaynağı olma sebepleri de bu yanlış düşünceleridir. Rum siyaset kurumu ve kilisenin mantığı dünyada kabul görüp işlese yönetilmeyen bir AB dünya siyasetinin en sorunlu bölgesi olurdu.

***

Yukarıdaki haliyle Kıbrıs Sorunu adına yapılan müzakereleri çıkmaza sokan Rum siyaset kurumu ve Kilise’dir. Kıbrıs Türkleri Kıbrıs Cumhuriyeti’nden kaynaklı haklarını almak adına 1968’de Beyrut’ta başlayan müzakerelerle çözümün peşinden gitmişlerdir. Müzakere sürecinde Kıbrıslı Türk liderler müzakere ve Rum siyaset kurumunun görüşünü şu ifadelerle açıklamışlardır: 1 Mart 2004’te kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ‘Rumlar bizimle ortak olmak niyetinde değiller. Bizi azınlık olarak görmek istiyorlar.’ demiştir. 25 Mart 2009’da 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ‘Rum tarafı üniter devlet yanlısıdır.’ demiştir. 8 Ekim 2014’te 3. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ‘Rumlar 50 yıldır zamana oynuyor.’ demiştir. 4 Nisan 2019’da Anna Planı sonrası çözüme en yakın lider 4. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ‘Rum tarafı bizi siyasi eşit olarak görmek istemiyor.’ demiştir. Müzakerelere aktif başkanlık yapmış 4 liderin görüşü nettir. Rum siyaset kurumu Türksüz bir yönetimle azınlık hakları vererek Kıbrıs Türklerini tanımak istemektedirler. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar da bu zihniyeti iyi tanıdığı için ‘iki devletli çözüm’ demektedir. Türk siyaset kurumu karar alıcıları KKTC’yi tanıtıp Kıbrıs Türklerini izolasyonsuz bir devlete kavuşturmalıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...