Ana içeriğe atla

367- Avrupa’da İslamofobi ve Türk düşmanlığı 26.01.2023, Milliyet Gazetesi

İslamofobi, genel kabul gören tanımıyla İslam ve Müslüman karşıtlığıdır. Avrupa coğrafyasında İslamiyet’e karşı düşünenlerin kullandığı tarihsel süreçten beslenen karanlık tanım ve fikirdir. Avrupa’da islamofobinin zemin bulması ve İslamiyet’e nefretin kökeni, Müslümanların İspanya’da Endülüs’ü fethetmesine kadar gider. Gerekli psikolojik destek ve kuvvetlerini Endülüs’ü kaybetmelerinden ve Haçlı seferlerine asker devşirmek isteyen Kilise’nin yaptığı propagandalardan alırlar.

***

Tarihsel süreç sonrası günümüz dünyasında karşılık bulmasının ve tekrardan yaygın olarak kullanılmasının nedeni de 11 Eylül 2001 tarihinde New York’taki 11 Eylül saldırıları diyebiliriz. Sonrasında batı coğrafyasında yapılan terör saldırılarının İslam ve Müslüman kimliğiyle özdeşleştirilmesi islamofobiyi fikir olarak beslemiş ve diri tutmuştur.

***

Son olarak geçtiğimiz hafta Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde, aşırı sağcı politikacı Rasmus Paludan’ın Kuran-ı Kerim’i yakması İslam düşmanlığına en somut örnektedir. Rasmus’un yakma gösterisi sırasında İsveç güvenlik güçlerinin güvenliğini sağlaması da İslamofobinin kurumsal benimsendiğinin göstergesidir.

***

Türk’ün inanç sistemine saldırının adı İslamofobidir. İslamofobi olarak sistemli bir şekilde devam etmektedir. Bunun yanında oyunu kuran akıl, kimlik ve devlet büyüklerine hakaret üzerinden saldırılara devam etmektedir. Kuran-ı Kerimi yakma hadisesi öncesi yine İsveç’in başkenti Stockholm’de bir grup bölücü terör örgütü üyesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı astıklarını gösteren bir orta oyun sergilemişlerdir. Türkiye’nin yetkili organlarının şikâyeti üzerine adlî işlem başlatan İsveç makamları da yapılan ayıbı ifade özgürlüğü olarak değerlendirmişlerdir.

 

NATO

Yukarıdaki Türk ve Müslüman rahatsızlığı sistematik olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti düşmanlığıdır. Batı siyasal aklı, sözüm ona Türk devletini etkili olduğu coğrafyada etkisiz kılmak, Türkiye’de siyaset kurumunu dizayn etmek ve kimliksiz bir siyasi topluluğa dönüştürmek istemektedir. Cumhuriyet Türkiye’sinin ikinci yüzyılı için kurucu iradeden uzak popüler kültürün esir aldığı sözde lider, özde oyuncu aktörleri oyuna sokmak istemektedir. Türkiye’nin batıya entegre olduğu en büyük örgüt NATO’dur. NATO içersinde Türkiye’nin askeri varlığı da güçlüdür. NATO ile Türkiye bir nevi yarım asrı geçen bir sürede entegre bir haldedir. Türkiye’yi seçimler öncesi etkisiz kılmak isteyen küresel yapılar, kıta Avrupası’nda oynadıkları oyunlara ilaveten Türkiye’yle Yunanistan ve Güney Kıbrıs üzerinden NATO marifetiyle gerilim yaratmak istemektedir. NATO’nun en büyük doğu kanadı olan Türkiye’ye bir nevi askeri ambargo uygulamaktalar. Yunanistan’ı da Fransa ve ABD ikilisi NATO dahilinde değilmiş gibi farklı anlaşmalarla ekstra askeri birlik konuşturmakta ve üsler açmaktadırlar. NATO, doğu kanadını ABD üzerinden Yunanistan’a taşımaktadır. ABD, Güney Kıbrıs için yaptığı bazı antlaşmalarla silah ambargosunu kaldırmış, eğit-donat marifetiyle Güney Kıbrıs askeri savaş kapasitesini arttırmıştır. Türkiye batı komşusu Yunanistan’daki üslerle NATO ve ABD’ye komşu olmuştur. Kuzey Kıbrıs’ta Güney’de faaliyet gösteren ABD’yle NATO’ya komşudur. Türkiye siyaset kurumu ve devlet aklı, 2023 seçimlerini ve Türkiye Yüzyılı’nın başlangıç yılını milli güvenlik bakışıyla değerlendirip yoluna devam etmelidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...