Ana içeriğe atla

49-Vatikan- İran Şiileri, inAydın, Nisan 2021

Merhaba Aydın, siyasi coğrafyamız ve bireysel ajandamız için çok önemli olan iki konuyu Nisan sayımızda sizinle paylaşmak istiyorum. Katolik Kilisesinin Ortadoğu ve bölgemize olan ilgisinin gün yüzüne çıktığı, Haçlı zihniyetinin yakıp yıktığı Irak’ı ziyaret etmesi ve Kıbrıs sorunu üzerine Rum/Yunan ikilisinin çözümsüzlüğü çözüm kabul etmesi dış politikamızın ana konusudur. 

 

Vatikan- İran Şiileri  

 

Katolik Kilisesi 13 Mart 2013’te 115 kardinal arasından Jorge Mario Bergoglio’yu 1,2 milyar üyesi bulunun Katolik Kilisesi’nin ruhanî lideri olarak seçmiştir. Seçim Sistine Şapeli’nin bacasından yükselen dumanla duyurularak Arjantinli Mario, Papa Francis olmuştur. Latin Amerika doğumlu olup Güney Amerika’dan gelen ilk papadır. Katolik Kilisesi sermaye ve sansasyonlarla dolu Vatikan merkezli çok önemli dini ve siyasi bir aktördür. 22 Temmuz 1506’dan itibaren Vatikan’ı ve Papa’yı korumakla yükümlü 110 kişilik bir ordu da Papa Francis’e hizmet etmektedir. Aziz Petrus Bazilikası’nda 110 kişilik ekipte görev yapmak için İsviçre vatandaşı, Katolik, bekar ve 174 cm boyunda olmak şartı vardır. Vatikan ve Papalık makamı küçük yönetim merkezi, Roma şehri içerisinde ayrı devlet olma statüsüyle dünya siyasi sisteminde özel bir konuma sahiptir.

***

Papa Francis Irak’ı ziyaret eden ilk Papadır. Papa Erbil Havalimanı’nda Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ve Başbakan Mesrur Barzani tarafından üst düzeyde protokolle karşılanmıştır. Papa, Şiilerin en büyük mercii Ayetullah Ali Sistani ile bir araya gelmiştir. Ortadoğu ve Irak için önemli olan iki dini liderin buluştuğu günü Irak Başbakanı Mustafa El-Kazımi ‘milli gün’ ilan etmişlerdir. Başbakan El-Kazımi, Ur kentindeki buluşmayı ‘hoşgörü ve birlikte yaşam’a örnek olarak nitelendirmiştir. Papa, Ali Sistani görüşmesinde Kur-an dinlemiştir.

***

Papa Francis Erbil’de 10 bin kişinin katıldığı bir ayin gerçekleştirmiştir. IKBY Başkanı Neçirvan Barzani, Başbakan Mesrur Barzani ve diğer yetkililerin katılığın ayinde Papa Irak halkının çektiği sıkıntılara sebeple “Sizin sabrınız nedeniyle Irak’a hac etmeye geldim.” demiştir. Konuşmasında Papa, Irak’taki etnik gruplar arasındaki barışçıl yaşama dikkat çekmiştir.

 

Aylan Bebek

Papa Francis ‘Aylan Bebek’ olarak akıllarımızda yer edinen, Bodrum’da ölü olarak bulunan Aylan Kurdi’nin babasıyla da görüştü. Baba Abdullah Kurdi, Papa’ya Aylan bebeğin ölümünü yansıtan tablo hediye etmiştir. Görüşmede ailesini kaybeden baba Abdullah Kurdi’nin acısı Papa tarafından dinlenmiştir.

***

Papa’nın Irak ziyareti dilek, temenni, hoşgörü üzerine kurulduğu görülmektedir. Irak’ta yaşayan Hıristiyanlar için önemli olduğu kadar diğer azınlıklar için de önemli bir ziyarettir. Papa Irak’ta hayal edilen tüm Iraklıların birlik içerisinde yaşadığı bir proje için halkla ilişkiler faaliyeti niteliğinde bir ziyaret gerçekleştirmiştir.

 

Peki Irak şehri yıkılırken, Aylan bebek doğduğu topraklardan göçe zorlanırken, Suriye iç savaşı yaşanırken, Irak ve Suriye topraklarında İŞİD isimli lejyöner örgüt film sahneleri gibi infazlar yaparken, siyaseten etkili Vatikan ve ruhanî liderliği Papalık makamı neredeydi? Hac’lı orduları diye betimlenen güçlerin günümüz siyasî uzantıları Papalık makamı üzerinden Ortadoğu, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Türkiye ve Müslüman coğrafyalar için yeni bir oyun mu kurmaktadırlar? Devlet ve millet aklıyla siyaset yürüten akıl ve organlar Papa’nın Irak ziyaretini iyi okuyarak siyasetlerini belirlemelidirler.

 

 

 

5+1 Yolunda Terör Sevgisi

 

Kıbrıs sorunu için ilk günden bugüne dek çok fazla görüşme, zirve, konferans ve toplantı gerçekleşmiştir. Cumhuriyet Meclisi’nin verdiği yetkiyle Cumhurbaşkanlığı makamı ve ‘müzakere heyeti’ olarak adlandırılan atanmış memurların Rum yönetimi, Avrupa Birliği komiserleri ve konunun muhataplarıyla yaptıkları bir sürü görüşme mevcuttur. Bunlar okyanus ötesinde yapılan zirvelerden tutun da Alplerdeki pahalı otellere kadar halka umut olan çok önem yüklenen görüşmelerdir. Annan Planı ve süreci çözüm Kıbrıs adası için belki de en yakın andı; fakat referandum sonrası Kıbrıs Türkü izolasyonlarla adada kaderine Birleşmiş Milletler eliyle terk edildi. Sonrası Akıncı dönemi müzakerelere drama filmi gibi anlamlar yüklenerek devam edildi. Okyanus ötesinde zirvedeki yalnızlık BM penceresi önünde verilen poz, Nami’nin Central Park’ta sincapları beslemesi, çok güzel olacak kabilinden fotoğraflı propagandalar ve sonuç bugünlerde kulağıma hoş gelen Oğuzhan Koç’un seslendirdiği “Sükut-u Hayal” parçası gibi sonuçlandı.

 

FETÖ

 

Önümüzdeki en önemli zirve veyahut adını diplomasi dilinde ne derseniz, artık 5+1’dir. Peki buradan ne çıkar bilemeyiz; ama Cumhurbaşkanı Ersin Tatar döneminin ilk zirvesi diyebiliriz. Cumhurbaşkanı Tatar tabi ki de Kıbrıs Türkü’nün haklı menfaati için elinden geleni yapacaktır. Doğruları dün olduğu gibi bugün de muhataplarına cesurca söyleyecektir. Konuyu salt müzakere olarak görmeyerek bir anlaşma, bir barış ve bir ortak metin imzalayacağınız kişi, kurum ve devletlerden genel olarak da tam manası ile dostane ve samimiyet beklemek çözüm için en önemli süreçtir. Peki Kıbrıs Türkü ve garantör ülkesi Türkiye’nin ‘Kıbrıs Sorunu’ için muhatabı, Güney Kıbrıs siyasi iradesi ve hamisi Yunanistanbizlere ne kadar samimi ve çözüm yanlısıdır? Yüzyılın terör şebekesi olarak faaliyet yürüten 15 Temmuz hain darbe girişiminin lideri okyanus ötesinde ikamet eden FETÖ’nün elebaşı F.G.’nin ve örgütünün anlatıldığı ‘A Life of Hizmet’ adlı kitabın ‘5+1’ yolunda Yunanistan’da Papazisis Yayınları tarafından Yunanca piyasaya sürülmesi kime ve neye hizmettir? Yunanistan ve Güney Kıbrıs siyasi teşekkülleri ‘Düşmanımın düşmanı, dostumdur’ mantığı üzerine bir dış politika sergilemektedirler. Bu yaklaşım özelde Kıbrıs adasına, genel siyasette Ege, Doğu Akdeniz ve coğrafyanın yancılarında çözüm değil çözümsüzlük ve kaos ortamı teşekkül edecektir.

***

15 Temmuz darbe girişimi sonrası çıkan rivayet ve dedikodular hatırlandığında FETÖ üyeleri Güney Kıbrıs’a ellerini kollarını sallayarak gittiği görülmektedir. Yunanistan’ın da örgüt üyelerine iltica hakkı verdiği, koruyup kollandığı ve beslediği görülmektedir. Rum ve Yunan ikilisinin yaklaşımı böyle olmaya devam ettiği sürece Kıbrıs adası ve Doğu Akdeniz’de enerji politikaları çözümsüzlüğün düzen kabul edildiği bir yapıyla sürmeye devam edecektir. Kuzey Kıbrıs siyaset kurumu ve garantörü Türkiye siyaset yapıcıları FETÖ örgütünün ‘amaca göre örgütlenme’ stratejisini iyi kavrayarak siyasi adımlarını atmalıdırlar.

‘Vatikan- İran Şiileri’ ve 5+1 Yolunda Terör Sevgisi’ başlıklarıyla aktardığım konular Türkiye Cumhuriyeti ve bizleri, yakinen ilgilendirmektedir.  Görmek ve bakmak arasındaki fark gibidir, coğrafyayı okumak ve anlamlandırmak. Anlamlandırdığımız konular üzerine sadece düşünce üzerine tartışmaktan öteye gidemesek de olup bitenin farkına varmak iyidir mantığı üzerine bilgi sahibi olmak kimseye zarar vermez diyorum.

 Kalın sağlıcakla…

 

Kitap: Roma Katolik Kilise’sinin arşivlerindeki gerçekler ve efsaneler olarak dillendirilen konuların işlendiği H. Paul Jeffers’in yazdığı ‘Vatikan’ın Karanlık Sırları’ adlı eseri okumanızı öneririm. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...