Ana içeriğe atla

99-Yeni Jeopolitik, inAydın, Kasım 2025

2025 yılı, küresel sistemin yeniden tanımlandığı bir dönüm noktasıdır. Artık mesele sadece güç mücadelesi değil; gücün tanımı değişmektedir. Amerika için liderlik, maliyeti yüksek bir sorumluluk haline gelmekte; Avrupa Birliği, siyasi birlikten çok ekonomik kaygılarla ayakta kalmaktadır. Rusya, Ukrayna savaşı sonrası dirençli fakat yorgun; Çin, hızlı yükselişinin getirdiği baskıyı üzerinde hissederek sistemi kontrol etme yolundadır. 

Bu tablo içinde jeopolitik ağırlık merkezi Atlantik’ten Avrasya’ya, oradan Doğu Akdeniz–Basra hattına kaymaktadır.  Yeni dönemde sınırları devletler değil, enerji koridorları ve veri akışları çizmektedir. 

Gazze Sonrası Ortadoğu: Denge Değil Dönüşüm

Gazze savaşı, bölgedeki klasik “denge diplomasisini” sona erdirmiştir.  İsrail güvenliğini öne çıkardıkça hırçınlaşmakta, İran etki alanını genişlettikçe derinliğini kaybetmektedir. Körfez ülkeleri ise “büyük güçlerin vekili” olmaktan çıkıp “barış yatırımcısı” rolüne bürünmek üzeredir. Bu süreçte Türkiye, merkezî bir aktör olarak öne çıkmaktadır.  Ne Batı’nın taşeronu ne de Doğu’nun müttefiki, krizleri yönetmekle kalmayıp, emin devlet rolünü korumaktadır.

Enerji, Güvenlik

Yeni jeopolitik mimaride üç temel kavram öne çıkıyor: enerji, güvenlik ve zihin haritası.
Enerji artık yalnızca ekonomik değil, psikolojik caydırıcılık anlamı da taşıyor. EastMed boru hattı, sadece doğalgaz değil, bir “algı ve aidiyet hattı”ydı. Fakat Türkiye’siz bir Akdeniz mümkün olmadığını yeniden gösterdi ve proje hayata geçemedi. Bu yüzden Mavi Vatan doktrini, salt bir deniz politikası değil; jeoekonomik egemenlik manifestosu haline geldi.

Türkiye: İnisiyatifin Coğrafyası

Türkiye’nin gücü, sahip olduğu kaynaklardan çok denge kurabilme becerisinde yatıyor.
Bir yanda NATO’nun güvenlik şemsiyesi, diğer yanda Avrasya diyaloğu. Diplomaside “denge” artık pasif bir duruş değil, aktif bir stratejidir. Ankara hem enerji hem güvenlik ekseninde inisiyatif alarak, “krize yenilen değil, yöneten ve denge kuran ülke” konumunu kalıcılaştırıyor.
Bu pozisyon, Türkiye’yi sadece bölgesel değil, küresel geçiş mimarisinin merkezine yerleştirmektedir. 

Kuzey Kıbrıs

Her kırılma, bir kuruluşun eşiğidir. Dünya düzeni yıkılmıyor; biçim değiştiriyor. Bu değişimin coğrafi kalbi Doğu Akdeniz, siyasi anahtarı Türkiye, stratejik göstergesi ise Kıbrıs. Kırılma anında doğru pozisyon alan ülkeler, yarının kurucu aktörleri olur. Bugün Türkiye, tam da o eşiğin üzerinde duruyor, tarihin merkezinde, geleceğin mimarisini şekillendirirken ülke konumundadır. Kıbrıs adasının jeopolitik önemi Kıbrıs’taki Türk varlığı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kıbrıs adasının kilit taşıdır. 19 Ekim 2025 tarihinden yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi KKTC’nin bir devlet olduğunun ve demokrasi bilincinin yerleştiğinin göstergesidir. Ersin Tatar ve CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman’ın iddialı iki rakip olduğu seçimi Erhürman kazanmış akabinde yaptığı açıklamalarla Türkiye’nin garantör devlet ve anavatan vasfına vurgu yapmıştır. Kıbrıs Sorunu üzerine yapılacak olan müzakerelerde de Ankara ile ortak akılla hareket edileceği vurgusunu yapan Tufan Erhürman, iki devlet bir millet mantığında olduğunu da ortaya koymuştur. 

Siyasi coğrafyamız ve psikolojik etkisinde kaldığımız ve etkilediğimiz coğrafya dünya siyasi düzenindeki en fazla belirsizlik ve kaosun olduğu topraklardır. Lakin yeni jeopolitik; enerji hatları ve nakil yollarıyla şekillendiği için Türkiye bu merkezin kilit taşıdır. Siyaset ve devlet kurumu tarihten gelen bilgi ve sorumlulukta bu coğrafyada süreci kontrol edebilecek imkân ve kabiliyete sahiptir. 

Bizlerde ülkemizin içinden geçtiği süreci mantık ve akılla takip ederek, kendi öz yaşamımızı kontrol etmeli, hayat çizgimizi başarı ile devam ettirmeliyiz. 

Kitap: Bernard Lewis’in günümüz Ortadoğu’sunun kuruluşunu ve şekillenişini anlattığı ‘’Modern Ortadoğu Nasıl Kuruldu?’’ adlı eserini okumanızı tavsiye ederim. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

180- Bostan Korkuluğu 27.06.2019, Milliyet Gazetesi

Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır. Devleti oluşturan ögeler toprak, millet ve silahlı kuvvettir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kabaca tanımladığım ve ögelerini saydığım tüzel varlık ve devlet tanımına haizdir. Yasama, yürütme ve yargı erkiyle kuvvetler ayrılığına da sahiptir. Kendi namına sahip basın yayın organları vardır. Günümüz devlet sistemindeki tüm şartlara sahiptir. İbn-i Haldun’un ‘coğrafya kaderdir’ sözünden feyzle kaderi olan coğrafyanın olumsuzlukları yüzünden KKTC’nin tanınma ve ambargo sorunu vardır. Coğrafi konumu stratejik öneme sahiptir. Ortadoğu’ya yakınlığı, Doğu Akdeniz’i kontrol eden özelliğiyle günümüz dış politikasının ana gündemlerinden birisidir. *** Yukarıda özetlediğim genel haliyle Kıbrıs Türk siyaset kurumu da ada için önemli bir oluşumdur. Bu oluşum içinde yeni kurulan Ersin Tatar hükümeti ve Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı arasında soğuk savaşları aratmay...

300- Harbe Hazırlık 14.10.2021, Milliyet Gazetesi

Ege Denizi ve Batı Trakya sınır komşumuz, Güney Kıbrıs’ın garantör hami ülkesi Yunanistan, okyanus ötesiyle yürüttüğü silahlanma çalışmalarına Fransa’yı da katmıştır. Yunan halkı geçim sıkıntısıyla boğuşurken Yunan hükümeti kapıda savaş varmış gibi hazırlıklarını yürütmektedir. Atina hükümeti, son olarak Fransa'dan maliyeti toplam 2,9 milyar doları bulacak 3 fırkateyn alacağını duyurmuştur. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis anlaşma sonrasında Türkiye ile bir silahlanma yarışında olmadıklarını ve Türkiye ile farklılıkları diyalog yoluyla çözmeyi umduklarını söyleyerek uluslararası kamuoyuna sempatik görünme çabasına girmiştir. Atina hükümeti neyi gerekçe görüyorsa kısa zaman içerisinde Almanya, İsrail, ABD ve Fransa’yla silahlanma hamlesine hız katmıştır. Ege ve Akdeniz’deki üslerini başta ABD olmak üzere diğer ülkelere birlik konuşlandırabilmeleri için imkân tanımıştır.   15 adet F-15 Okyanus ötesi, Yunanistan’a konuşlandırdığı özel birliklerine ilaveten tatbikat adı altında ...