İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur.
Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.
Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç sistemlerinin ve kadim felsefelerin hemen hepsi bu evrensel gerçeğe işaret eder: "Ne ekersen onu biçersin." Adına ister karma deyin ister ilahi adalet, isterseniz de doğanın yasası. Kötülük, başkasını zehirlediğini sanırken aslında sahibini yiyip bitiren sinsi bir hastalıktır.
Peki, bu tablo karşısında iyiler ne yapmalı?
Çevremizde kötülüğün pervasızca kol gezdiğini, kurnazların ve zalimlerin ödüllendirildiğini gördüğümüzde derin bir umutsuzluğa kapılmak en kolay yoldur.
Ancak iyilik yolcusunun asıl büyük sınavı tam da bu karanlık anlarda başlar. İyiler; kötülerin çıkardığı o anlamsız gürültüye, haksız kazançlarına ve anlık başarılarına hiçbir şekilde aldırış etmeden, inatla, dirayetle ve sabırla kendi yollarında yürümeye devam etmelidirler. Unutulmamalıdır ki, kötülük yalnızca yıkar; iyilik ise temeller atar, inşa eder. Yıkmak saniyeler sürerken, sağlam bir yapı inşa etmek zaman alır, yoğun emek ister ve çoğu zaman hiç ses çıkarmadan, sessizce gerçekleşir.
Büyük Güne Hazırlık
Ektiğimiz o iyilik tohumlarının yeşereceği, eylemlerimizin karşımıza hak edilmiş birer ödül ya da ağır birer bedel olarak dikileceği o hesaplaşma günü mutlaka gelecektir. Kötülük yapan, kimsenin görmediğini sandığı o anların ağırlığı altında gün gelip feci şekilde ezilirken; iyilik yapan, en karanlık gecede kendi yaktığı o ufak iyilik ışığıyla yolunu bulacaktır.
Ancak burada altını çizmemiz gereken çok kritik, hayati bir ders yatar: İyilerin o beklenen nihai zaferi, sadece kenara çekilip pasif bir şekilde beklemekle gelmez. "İyiler eninde sonunda mutlaka kazanır" inancı, asla bir tembellik mazereti olmamalıdır. İyilik; çok güçlü olmayı, entelektüel olarak donanımlı olmayı ve o büyük güne her anlamda hazır olmayı gerektirir. Kötülükle mücadele etmek ve o teraziyi doğru tarttırmak, sadece kalbin saf ve temiz olmasıyla başarılamaz; aklın, bilginin ve iradenin de kılıç gibi keskin olması şarttır.
Evet, iyiler mutlaka kazanacaktır. Fakat o gün geldiğinde, iyilerin cehaletle, zayıflıkla veya korkuyla değil; tam tersine bilgelikle, sarsılmaz bir cesaretle ve hazırlıklı bir ruhla o zaferi omuzlamaları gerekir. Hayat terazisi dengeye oturduğunda, iyilik kefesinde yer alanların o ağırlığı taşıyabilecek kudrete sahip olmaları elzemdir. Siz adımlarınızı bu sarsılmaz inançla atın, dışarıdaki kötü seslere kulak tıkayın ve sadece kendi ışığınızı büyütmeye odaklanın. Dünyanın dengesi asla şaşmaz; yeter ki siz o ilahi denge kurulduğunda ayakta kalmaya ve dünyayı yeniden şekillendirmeye hazır olun.
Çağımızın halk ozanı, Mustafa Yıldızdoğan’ın ‘Azan Bulur’ şarkısının üçüncü dörtlüğü;
Dünya havadır, hava
Avcıyken dönersin ava
Vezirken rezil olursun
Güvenme devri devrana, şeklindedir. Onun için azan da bulur, kötülerde zamanı gelince bulur hak ettiğini, kalın sağlıcakla…
Kitap: İyiler ve kötülerin, azanla, vakur duranın mücadelesini, Mustafa Yıldızdoğan’ın ‘’Azan Bulur’’ şarkısında dinlersek, bir eser okumuş oluruz. İyi dinlemeler.
Yorumlar
Yorum Gönder