Ana içeriğe atla

302-Çevreleme Politikası 28.10.2021, Milliyet Gazetesi

Soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği’nin ‘yayılmacı politikasına’ karşı Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ‘çevreleme politikası’ adını verdiği bir dizi diplomatik, ekonomik ve askeri unsurları içeren dış politika stratejisi izlemiştir. Sovyet yayılmacılığından çekinen bazı devletlerle ABD, ittifaklar zinciri oluşturarak Sovyetler Birliği’ni çevrelemek istemiştir. ABD’nin bu hedefi için kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Balkan Paktı, Bağdat Paktı, Güney Asya Antlaşması Örgütü (SEATO), Anzus Paktı bu politikanın ürünleridir. Okyanus ötesi zamanın şartları ve koşullarıyla oluşturduğu örgüt ve birlikteliklerle hedefine ulaşmıştır.

***

Günümüz siyaset kurumları çift kutuplu dünyadan çok kutuplu güç ve dengelerin değiştiği bir zamana dönüşmüştür. Okyanus ötesi ve yancıları, kendi hak ve çıkarları için NATO şemsiyesi altındaki en güçlü üçüncü orduyla üye olan Türkiye’ye karşı da post modern çevreleme politikası diyebileceğimiz metotlarla oyunlarına devam etmektedirler.

***

Asya-Pasifikte karşı karşıya olan Fransa ve ABD, amaç ve hedef Türkiye ve Doğu Akdeniz olduğunda paramiliter komşu Atina’nın yanında eğit-donat faaliyetleriyle saf tutabiliyorlar. Lozan’ı hiçe sayarak başta Meis adası ve Ege denizindeki adalarda silahlanma faaliyetlerine devam ediyorlar. Yunanistan’la silahlı kuvvetler antlaşması imzalayarak Ege denizi ve Türkiye sınırını silahlandırıyorlar.

***

Eylül ayında Fransa ile savunma ortak anlaşması imzalayan Yunanistan, Ekimde ise ABD ile savunma işbirliği anlaşmasını güncellemiştir. Bunlara ilave olarak da hafta başında Yunanistan ve İngiltere Dışişleri Bakanları Nikos Dendias ve Liz Truss Londra’da iki ülke arasında savunma iş birliğini içeren geniş kapsamlı bir anlaşma imzalamışlardır. Soğuk savaş döneminden günümüz siyaset yapısı ve ittifaklara baktığımızda oynanan oyun üç aşağı beş yukarı aynıdır.

 

Biden çevrelemesi

Okyanus ötesinin Başkanı Biden, Yunanistan ve Meis adasında konuşlandırdığı askeri unsurlarıyla, Türkiye’yi çevreleme ve yalnızlaştırma politikasıyla izole etmeyi düşünüyor. Biden geleneksel ABD dış politikası teamüllerinin dışında kontrolsüz bir hareketle ne kendisine ne de yancılarına fayda olmayacak adımlar atmaktadır. Türkiye’nin jeopolitik konumu üç kıtayı kontrol eden bölge ve insanlığa huzur sağlayan bir jeopolitiktedir.

***

Transatlantik aklın mantık dışı siyasi adımı, terörist Kavala’yı savunması, askeri olarak üsler kurması NATO’nun en büyük üçüncü ordusu Türkiye’yi kaybetmesine kadar gidecek olaylara gebedir. Türkiye’nin NATO’dan ayrılması ve uzaklaşması NATO’nun en güçlü kanadının çökmesi demektir. Bu da Avrupa ve Doğu Akdeniz’e kıyısı olan İsrail’in güvensiz bir ortama dönüşmesine sebeptir. Güvenliği tehlikeye giren Avrupa okyanus ötesi ABD’nin de huzurunu kaçıracak olaylara sebep olabilir.

***

Burada işlemesi gereken akıl çevreleme politikası değil ‘birlik politikası’ olmalıdır. Türkiye savunma sanayi ve askeri varlığıyla Afrika, Körfez bölgesi, Balkanlar ve Avrasya’da etkin ve aktiftir. Bunu ‘Dünya beşten büyüktür’ felsefesinin muhatapları iyi idrak etmelidirler. Dünya iki kutuplu süreçten, çok kutuplu devlet dışı aktörlerin rol aldığı, bir süreci yaşamaktadır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...