Ana içeriğe atla

312- Geçici Ulusal Güvenlik Belgesi 06.01.2022, Milliyet Gazetesi

Balkanlar, Batı Trakya, Ege ve Karadeniz bölgemiz milli güvenlik siyasetimizin uzunca bir süredir, gizli öznesi konumundaydı. Varlığından haberdar olduğumuz lakin fazla dillendirmediğimiz malum bölge olarak takipteydik. Bir süredir de köşemde Yunanistan, ABD, NATO ve Rusya bağlamında konuyu irdelemekte sorulara cevap aramaktayım. Geçtiğimiz haftaki konumu “Komşu Atina mı, Washington mu?” olarak belirlemiş, işlediğim konudaki suale cevap aramıştım.

***

Gelinen son noktada dünya ve insanlık belki de var olduğu günden itibaren en ilginç dönemini yaşamamaktadır. Çağımız pandemiyle tanışmış, çip krizini öğrenmiş, Avrupa coğrafyası ve insanlık ‘Aylan Bebek’le sınanmış ve kaderimiz olan süreçle akıp gitmektedir. Bölgemiz ve milli güvenlik konularımıza dönecek olursak dünya siyasi sistemi kutuplara ayrılmakta, güç odakları değişmekte, sınırlara duvarlar örülmektedir. Bu bloklara ayrılan dünya da köprü ustaları duvarların üstünden iletişim kanallarını inşa etmekte, müesses nizam bir şekilde korunarak devam etmektedir.

***

ABD’nin bölgemizdeki varlığını irdelemek ve anlayabilmek içinse uluslararası ilişkiler uzman Dr. Kürşat Korkmaz’ın ‘Savunma ve Savaş Araştırmaları Dergisi’nde yayınlanan “Uluslararası Sistem ve Kutup Yapıları Üzerine Genel Bir Değerlendirme” başlıklı makalesini iyi idrak etmeliyiz. Dr. Korkmaz makalesinde dengeler ve kutupları örneklemlerle değerlendirmiştir. Bu bağlamda ABD’nin Ege Denizi ve Batı Trakya varlığını anlamamız için Biden döneminin nasıl başladığını iyi görmeliyiz. Dr. Korkmaz makalesinde ‘’ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, göreve gelmesinin üzerinden yaklaşık 45 gün sonra ‘Geçici Ulusal Güvenlik Stratejik Kılavuzu’nu yayımlamıştır. Belgede, Amerika'nın kaderi bugün daha önce hiç olmadığı kadar içinden çıkılmayacak şekilde kıyılarımızın ötesindeki olaylara bağlı hâle gelmiştir.’’ ifadesini aktarmıştır.   ‘Geçici Ulusal Güvenlik Belgesi’ içindeki ‘kıyılarımızın ötesindeki olaylara bağlı’ cümlesi ABD’nin bölgemizdeki varlığını anlamamız için en önemli aydınlatma fişeğidir. ABD ülke güvenliği için siyasi coğrafyası harici tüm sahaları cephesi şeklinde görmektedir. Türkiye’nin güney sınırı Suriye’deki varlığı, Ege Denizi’ndeki varlığı, Doğu Avrupa ve Batı Trakya’daki varlığı Amerikan askeri ve devlet aklı için birer savaş cephesi niteliğindedir.

***

ABD Başkanlığının ulusal güvenlik belgesinde resmiyet kazanan askeri ve güvenlik doktrini başta ülkemiz ve direk ya da dolaylı ilgilendiren ülkelere ışık olmalıdır. ABD’nin Çin ve Rusya’yı çevreleme politikası, Ege’deki görünür varlığı, Doğu Akdeniz enerji politikasındaki gizli özne olması dört bir cephede komşumuzun Washington, Pentagon ve Langley olduğunun göstergesidir.

***

Bu bağlamda, dış politikadaki dost düşman kavramlarımız belirlenirken oyunun arkasındaki gölge karakteri iyi analiz etmeliyiz. İçinden geçtiğimiz siyasi ve ekonomik süreç için de bu bakış açısı hayati önemdedir. Türk siyaset kurumu karar alıcıları büyük fotoğrafı iyi gören değerlendirme ve adımlarını buna göre atan güç ve kudrete sahiptir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...