Ana içeriğe atla

351- Güney Kıbrıs’a New Jerseyli muhafız 06.10.2022, Milliyet Gazetesi

State Partnership, Türkçesi ‘devlet ortaklık programı’ olarak anılan ABD Savunma Bakanlığı ile eyaletlerin, siyasi bölge ve coğrafyaları ve farklı devletlerle Columbia Bölgesi’nin ortaklık programıdır. ABD’de 1993 yılından önce kurulan Ortak Temas Ekibi Programı’nın basitleştirilmiş halidir. ABD ulusal muhafızları marifetiyle ortak ülkenin askeri yapısını bir nevi güçlendirmek ve ‘Amerikan – laştırma’ programıdır. Geçtiğimiz günlerde ABD Dışişleri Bakanlığı, Güney Kıbrıs’ın silah ambargosunu kaldırma kararı açıklaması sonrası Güney Kıbrıs’ı ‘State Partnership’ programına dahil ettiğini açıklamıştır. Açıklama sonrası Güney Kıbrıs Savunma Bakanı, Haralambos Petridis sosyal medya hesabından yaptığı “ABD ile Rum Milli Muhafız Ordusunun askeri işbirliğinin artacağı için mutluyum.” sözleriyle devlet ortaklık programına dahil olduklarını duyurmuştur. ABD’nin Güney Kıbrıs için silah ambargosunu kaldırması ve akabinde devlet ortaklık programına dahil ettiğini duyurması, Kıbrıs adasında ticari ve diplomatik faaliyeti olan Rusya Federasyonu’na ve Türkiye’ye aba altından sopa gösterme şeklinde bir mesajdır. Amerika, Ege ve Batı Trakya’da vesayetçi devlet Yunanistan üzerinden Rusya ve Türkiye’yi bir nevi çevreleme politikası yürütmektedir. Enerji ve enerjinin nakli için hayati önemdeki Doğu Akdeniz’de varlığını donanmasıyla sağlarken Güney Kıbrıs’a verdiği son iki müjdeyle de Kıbrıs adasına yerleşeceği aşikardır.

***

Rum siyaset kurumu temsilcilerinin basına verdiği demeçlerde, Rum Milli Muhafız Ordusu’nun (RMMO) “caydırıcılık kabiliyetinin” daha da güçlenmesinin ortaklıkla sağlanacağı vurgusu yapılmaktadır. ‘RMMO ne niçin caydırıcılık özelliğini artırmak istemektedir?’ sorusu ortaklık sonrası cevap bekleyen en önemli sualdir. Kıbrıs adasındaki iki devlet Kuzey Kıbrıs ve Güney Kıbrıs siyasi iradeleridir. Kuzey Kıbrıs siyaset kurumunun Güneyden mevcut konumu harici herhangi bir toprak talebi yoktur. Savaş için veyahut saldırı için bir gerekçesi de yoktur. Kuzey Kıbrıs siyaset kurumunu mücadelesi KKTC’nin bağımsız devlet olarak tanınma kavgasıdır. Hal böyle olunca Güney’in askeri kapasitesini artırmak için ABD ve NATO marifetiyle arttırdığı askeri harcamaları ekonomisini zora sokmaktan başka bir şey değildir.

***

Güney Kıbrıs, kara sınırı komşusu Kuzey Kıbrıs’ı ve Kıbrıs adasının garantör ülkesi Türkiye’yi tehdit görerek sözüm ona Amerika desteğini almak istemiştir. Bu destek ABD’nin Güney Kıbrıs’ı Ortadoğu ve doğu bölgelerine sıçramak için kullanması olarak okunabilir. ABD ve Türkiye’nin en büyük ortaklığı NATO’dur. NATO’nun en büyük askeri organizasyonlarından birisi de Türkiye olduğuna göre ABD, Güney Kıbrıs mı Türkiye mi sorusunu kendine sorsa cevap ortadadır. Rum siyaset kurumu savunma ve işbirliği adı altında dost dediği okyanus ötesinin sessiz bir istilasıyla karşı karşıyadır. Güney Kıbrıs okyanus ötesindeki New Jersey Ulusal Muhafızları’yla Larnaka’daki CYCLOPS eğitim merkezinde bol bol talim yapacağı aşikardır. Lakin Yunan ve Rum siyaset kurumları bölgedeki dost düşman kavramlarını belirlerken duygusal zeka yerine analitik ve rakamların konuşulduğu bir yaklaşımla karar almaları milli menfaatleri için en doğrusu olacaktır.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...