Ana içeriğe atla

398- Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta ‘güç’ kavramı 31.08.2023, Milliyet Gazetesi

Avusturya-Macaristan veliahtı Arşidük Franz Ferdinand ve eşi Arşidüşes Sophie'nin Saraybosna'da Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip tarafından öldürülmesi, 20. yüzyılın en büyük savaşlarından biri olan Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması sebebi olarak görülmektedir. The Guardian gazetesi tarafından “en önemli yaşayan tarihçi” olarak adlandırılan Christopher Clark “İlk Dünya Savaşı” adlı eserinde suikastın savaşın çıkmasında “etkili bir faktör” olduğunu ifade etmektedir. Clark'a göre suikast, Avusturya-Macaristan'ın Sırbistan'a karşı sert bir ültimatom göndermesine ve Rusya'nın Sırbistan'ı desteklemesine yol açmıştır. Bu suikast, ittifak ve itilaf devletleri arasında var olan gerilimleri tetikleyerek kısa sürede dünya savaşına dönüşmüştür.

***

Birinci Dünya Savaşı sırasında yaklaşık 17 milyon kişi ölmüş ve 21 milyon kişi yaralanmıştır. Ölenlerin yaklaşık 10 milyonu asker, 6,6 milyonu ise sivillerdir. Siyasi krizlerin vuku bulduğu 1914’un dünyasında bir cinayet milyonlarca kişinin ölümüne, onlarca ülke ve şehrin yıkılmasına, siyaset kurumunun tekrar dizayn olmasına neden olmuştur. Geçmiş tarih ve günümüz benzerliklerle doludur. Uluslararası ilişkilerde güç ‘bir aktörün, kendi çıkarlarını korumak veya başka bir aktörün çıkarlarını şekillendirmek için sahip olduğu yeteneği veya kapasitesini’ ifade eder. Güç, fiziksel, ekonomik, askeri, diplomatik, kültürel ve teknolojik olmak üzere çeşitli boyutlarda olabilir. Güç, uluslararası ilişkilerde önemli bir rol oynayan ve devletlerarası ilişkileri şekillendiren temel kavramdır.

***

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta güç kavramı, hakimiyet için en önemli olgudur. Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’a hâkim bir devletin sahip olacağı güç, bölgenin jeopolitik önemi göz önüne alındığında, dünya siyasetinde önemli bir etki yaratacaktır.

***

Birinci Dünya Savaşının çıkışını tetikleyen olay, savaş sonrası tablo, geçmiş ve günümüzün benzerlikleri ve uluslararası ilişkilerde güç kavramını düşündüğümüzde Kıbrıs ve Doğu Akdenizde hakimiyet sahibi olmak isteyen devletler stratejik hamle ve devlet aklıyla hareket etmelidirler. Kuzey Kıbrıs ve Türkiye siyaset kurumu politika yapıcıları, siyasi coğrafyanın en hassas bölgesinde faaliyet yaptıklarını bilerek hareket etmelidirler.

***

Kıbrıs adasındaki son basına yansıyan olaylar siyaset yapıcılarının devlet aklıyla incelemesi gereken konulardır. Apostolos Andreas Manastırı'na turist götürmek için giden birinin kilise içinde yaptığı ortaoyun, Pile – Yiğitler yolu inşası için Barış Gücü ile yaşanan olay, Güney Kıbrıs’taki Limasol kentinde bulunan İbrahimağa Köprülü Camisi'ne molotofkokteyli saldırı Kıbrıs adasındaki barış ve huzur ortamını birden bozabilecek konulardır.

***

Pile yolu sorunu sonrası Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin olayı kınayan basın açıklaması çok manidardır. Kıbrıs Sorunu adına çözümü ‘Federasyon Modeli’nde’ görmeleri ve beş daimî üyeden siyasi tarih boyunca mücadele içinde olan Rusya ve Amerika’nın aynı görüşte birleşmesi Doğu Akdeniz ve Kıbrıs adasında ‘güç’ mücadelesi açısından çok önemlidir. Türk siyaset kurumu karar alıcıları ve aktörleri süreci iyi okuyup stratejik devlet aklıyla hareket etmelidirler.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...