Ana içeriğe atla

400- Birleşmiş Milletler 14.09.2023, Milliyet Gazetesi

İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya barışını ve güvenliğini korumak amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) kurulmuştur. 26 Haziran 1945'te San Francisco'da 50 ülkenin temsilcileri tarafından toplanan “San Francisco Konferansı”nda, Birleşmiş Milletler Antlaşması kabul edilmiş, daha sonra Polonya’nın da antlaşmayı imzalamasıyla kurucu üye devletlerin sayısı 51 olmuştur. BM, üye devlet sayısı günümüzde 193’tür.

 

BM Barış Gücü

BM Barış Gücü, uluslararası barış ve güvenliği korumak amacıyla BM tarafından kurulan bir askeri kuvvettir. BM Barış Gücü; çatışma bölgelerine konuşlandırılarak, çatışmaların sona ermesine ve kalıcı barış sağlanmasına katkıda bulunmak ana görevidir. Barış Gücü; 1948 yılında kurulmuş, o tarihten bugüne, dünyanın farklı bölgelerinde pek çok çatışma bölgesine konuşlandırılmıştır. Barış Gücü, günümüzde dünyanın farklı bölgelerinde 12'den fazla ülkede konuşlandırılmakta, yaklaşık 80.000 askeri personelden oluşmaktadır.

 

BM – Barış Gücü ve Kıbrıs

BM ve BM Barış Gücü'nün Kıbrıs'taki varlığı, siyasi olarak iki farklı boyutu olan bir konudur. Birinci boyut, BM'nin Kıbrıs'taki varlığının, adadaki barış ve güvenliği korumaya yönelik bir çaba olduğudur. İkinci boyut ise, BM'nin Kıbrıs'taki varlığının, adanın siyasi geleceğine ilişkin diyalog ortamı için ev sahipliği ve bir nevi sekretarya rolüdür. BM Barış Gücü, adanın ortasında bulunan Yeşil Hat boyunca konuşlandırılarak iki taraf arasındaki çatışmaların yeniden başlamasını engellemeye çalışmaktadır. BM'nin Kıbrıs'taki varlığı, adanın siyasi geleceğine ilişkin bir yansımasıdır. BM, Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki bölgeli bir federal devlet kurulması yönünde bir çözüme destek vermektedir. BM Barış Gücü, bu çözümün hayata geçirilmesi için gerekli ortamı sağlamaya çalışmak için Güney Kıbrıs siyasi iradesiyle bir nevi fikri ortak olarak hareket etmektedir.

***

BM ve Barış Gücü, Kıbrıs adasında izin ve sorumluluk olarak Güney Kıbrıs siyasi iradesiyle muhatap olmakta, genel olarak onların görüş ve “Kıbrıs Sorununa” çözüm bakışlarını dillendirmektedir. Federasyon modelli çözümü bir nevi desteklemekte ve Kıbrıs adasında taraf gibi hareket etmektedir. Yeşil Hat marifetiyle adayı resmi olarak iki bölmekte ve Güney ve Kuzey’deki bir kısım toprakta varlığını sürdürmektedir. Kıbrıs Sorunu sürecinde Kıbrıs adasına garantörlük vasfıyla resmî olarak muhatap olan üç ülke Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’dir. 

***

BM ve Barış Gücü son bir aydır siyasi gündemimizde Yiğitler – Pile yolu yapımı sırasında çıkardığı zorlukla yer etmektedir. Kıbrıs adasındaki görev süresi ve varlığı siyaset kurumu tarafından tartışılmaya açılmalıdır. Ara bölgedeki güvenliği ve yasal olmayan geçişleri ne kadar kontrol edebildiği de tartışmalıdır. Pile – Yiğitler yolu sonrası Kıbrıs adasının siyasi liderleri ve garantör ülke liderleri 18-19 Eylül tarihlerinde New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde yıllık yapılan BM Genel Kurulu’nda bir araya geleceklerdir. Kıbrıs adasındaki BM ve Barış Gücü’nün varlığı sorumluluğu ve statüsünün tartışılması Kıbrıs Sorunu adına önemli bir adım olacaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...