Ana içeriğe atla

101-Balon Şahsiyet, inAydın, Ocak 2026

Tarih, siyaset ve iş dünyasında "hayatın olağan akışına aykırı" bir hızla yükselen, ancak düştüklerinde yarattıkları gürültü yükselişlerinden daha şiddetli olan figürlerle doludur. Toplumsal hafızamızı ve adalet duygumuzu zedeleyen bu patoloji, sadece modern bir yozlaşma değil, antik çağlardan beri insanlığın yüzleştiği kadim bir imtihandır. Teolojide "İstidraç", sosyolojide "Asabiyet kaybı", psikolojide ise "Dunning-Kruger" etkisiyle açıklanan bu süreç, aslında görkemli bir yükseliş değil, yaldızlı bir çöküş hikayesidir.

İslam teolojisi, liyakatsiz birinin zahmetsizce elde ettiği gücü ve serveti bir "lütuf" olarak değil, "İstidraç" (derece derece felakete sürüklenme) olarak tanımlar. Kişi, her haksız kazancında ve her hak etmediği makamda, aslında kendi sonunu hazırlayan ilahi bir tuzağa adım atar. Bu tuzağın en bilinen kurbanı Karun'dur. Servetinin kaynağı sorulduğunda "Bu bana, bende olan bir ilim sayesinde verildi" diyerek, başarıyı sadece kendi zekasına bağlayan o kibirli tavır, bugün "self-made" (kendi kendini var eden) maskesi takan modern narsistlerin atasıdır. Oysa tarih, Roma'nın en zengini Crassus'un boğazından aşağı dökülen erimiş altınla, paranın liyakat satın alamayacağını kanlı bir şekilde kanıtlamıştır.

Bu karakterlerin ortak özelliği, İbn Haldun'un "Umran" teorisinde işaret ettiği "lüks ve şatafatın, medeniyetin ölüm döşeği olduğu" gerçeğini görememeleridir. Onlar için devlet veya şirket, hizmet edilecek bir kurum değil, ganimet olarak görülen şahsi bir mülktür. Alan Watts'ın "Para ile Zenginlik" ayrımını idrak edemezler.

Bu yanılgı, söylem ve eylem arasındaki derin uçurumu doğurur. Hz. İsa'nın "Badana Edilmiş Kabirler" metaforuyla tarif ettiği gibi; dışarıdan bakıldığında mermerden yapılmış, bembeyaz ve "yerli-milli" görünen bu yapılar, içeride çürümüş kemikler ve ahlaki yozlaşma barındırır. Fuzuli'nin "Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar" feryadı ile Ziya Paşa'nın "Zer-dûz palan (altın semer) ursan eşek yine eşektir" hicvi, bu badanalı kabirlerin üzerindeki yaldızları kazıyan tarihsel uyarılardır.

Sonuç olarak; cahil cesaretinin (Dunning-Kruger) özgüveniyle kürsüleri işgal edenler, aslında birer "balon şahsiyet"tir. 17. yüzyıl Hollanda'sında bir virüs yüzünden renklenen lalelere servet ödenmesi gibi, toplum da bazen bu hastalıklı karakterlere itibar atfeder. Ancak zamanın şaşmaz terazisinde, Lale Çılgınlığı biter, balonlar patlar ve geriye sadece şu hakikat kalır: Mülk, sadece bir emanettir ve emanete ihanet edenlerin sonu, tarihin tozlu sayfalarında bir ibret vesikası olmaktan öteye gidemez. Günümüzde ve içinden geçtiğimiz günlerde balon şahsiyetler ve lale çılgınlığı almış başını gitmiştir. Devlet ve siyaset hayatında, sosyal ve beşerî yaşamda, STK’larda ve insanın makam tahsis etmek için inşa ettiği tüm eko-sistemlerde Kruger özgüveniyle faaliyet eden, aynı sosyal çevrenin doğrularını dinleyen, kendi doğrusunu ve dar çevresinin doğrusunu, toplumun doğrusu ve kabulü olduğunu sanan nevi şahsına mahsus kişiliklere dikkat ediniz. Günün sonunda hakikat galip gelecek, balon şahsiyetler sönecektir. 

Kitapİbn Haldun’un Mukaddime adlı eseri medeniyetlerin ihtişamla değil çürüme ile nasıl sona erdiğini en berrak haliyle anlattığı için okumanızı tavsiye ederim.

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...