Ana içeriğe atla

104- O Adam!, inAydın, Nisan 2026

Siyasetin yazılı olmayan, ama en çok uygulanan kurallarından biri şudur: Sandıklar açılıp oylar sayılana kadar herkes dava arkadaşıdır. Ta ki o deri koltukların sihri devreye girene kadar! Gelin size çok tanıdık gelecek, ismi eski ama cismi bugünün koridorlarında her gün dolaşan iki dostun, Ali ile Veli’nin hikayesini anlatayım.

Ali ve Veli, çocukluktan beri aynı havayı solumuş, memleketin tozunu yutmuş iki kadim dosttur. Bir gün memleketi kurtarma –ya da en azından siyaset sahnesinde bir yer edinme– sevdasıyla yola çıkarlar. Akıllıdırlar; yumurtaları aynı sepete koymaz, riski bölerler. İkisi farklı partilerden seçime girmeye karar verir. Anlaşma basittir ve seçim meydanlarının o hamaset dolu havasına çok uygundur: "Kim kazanırsa diğerini unutmayacak, işlerini halledecek, dostluk baki kalacaktır." Ancak ikisi de bilir ki makam odaları kalabalıktır, tebrikler bitmez, dalkavukların oluşturduğu etten duvarı aşmak zordur. Bu yüzden aralarında dâhiyane bir parola belirlerler. Kim seçilirse, diğeri ziyarete geldiğinde sekretere sadece şu sihirli cümleyi fısıldayacaktır: "O adam geldi." Bu şifreyi duyan makam sahibi, en mühim devlet işini! bile bırakıp dostunu içeri alacaktır.

Gün gelir, devran döner, sandıktan Ali çıkar

Veli, dostunun başarısıyla gururlanarak elinde çiçeğiyle meclisin yolunu tutar. Kapıda onu güler yüzlü ama Çin Seddikadar aşılmaz bir duvar beklemektedir: Sekreterya. "Veli Bey, Sayın vekilimiz çok yoğunlar, önemli bir toplantıdalar. Biz sizi ararız..."

Veli boynu bükük döner. İkinci gün gider, sonuç aynıdır. Üçüncü gün gider, yine hüsran. Tam "Siyaset dostluğumuzu yedi" diye küsüp odayı terk edeceği sırada, birden aklına o dahiyane parola gelir. Gözleri parlar, sekretere kararlı bir şekilde döner: "İçeri girin ve Sayın Ali'ye şunu söyleyin: O adam geldi."

Sekreter şaşkınlıkla içeri girer. Vekil Ali, geniş koltuğuna gömülmüş, elinde altın uçlu dolma kalemiyle bir şeyleri imzalamaktadır. Sekreter çekinerek mırıldanır: "Efendim, dışarıda ısrar eden bir beyefendi var, ille de 'O adam geldi'dememi istedi."

Ali koltuğunda şöyle bir dikleşir, kravatını düzeltir, sesini o yeni öğrendiği "devlet adamı" baritonluğuna ayarlar ve sekreterine dönüp siyaset biliminin ciltlerce kitabının anlatamadığı o tarihi cümleyi söyler:

"Git o adama söyle... O adam o adam da bu adam artık o adam değil!"

Bugünün "O Adamları"

Hikâye burada bitiyor ama yankısı bugün hâlâ belediye binalarının, bakanlık koridorlarının ve meclis odalarının, sivil toplum kuruluşlarının duvarlarında çınlıyor.

 O sihirli koltuklar! Üzerine oturulduğu an deri döşemeden vücuda zerk edilen o amnezi zehri. Seçim meydanlarında "Bizim Ali", "İçinizden biri Veli" olanlar, o koltuğa oturdukları an nasıl da birer "Sayın Makam Sahibi"ne dönüşüveriyorlar, değil mi?

Aslında hepimiz birer Veli'yiz. Seçim zamanı meydanlarda omuz omuza durarak o "parolayı" siyasetçilerle birlikte belirliyoruz. Bize kapıların hep açık olacağı söyleniyor. Ancak sandıklar kapanıp oylar sayıldıktan sonra derdimizi anlatmaya gittiğimizde, karşımızda hep aynı güler yüzlü duvarı buluyoruz: "Biz sizi ararız."

Biz kapıda "Ama ben oy veren o adamım!" diye bağırsak da içeriden, o kalın kapıların ve deri koltukların ardından fısıldanan gerçek hep aynı kalıyor:

"O adam o adam da... Bu adam artık o adam değil."

Siyasetten, günümüz sosyal ilişkilerine kadar o adamların hikayesi hiç bitmez; işler hallolur, süreç ve zaman değiştiğin de o adamlar birbirini tanımaz. Hasım olur ya da o adam olmaktan çoktan çıkmışlardır. Umarım, o adamlara benzemeden, adam olarak dünya sürecimizdeki hikâyeyi tamamlar sonsuzluğa göç eder gideriz. 

Kitap: Rus yazar, Lev Tolstoy'un 1885’te yazdığı ‘’İnsan ne ile yaşar’’ eseri günümüzde de halen daha okunması gereken önemli bir eserdir. Umarım okur ve ne ile yaşamamız gerektiğini anlar ve saf mutluluğa ulaşırız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

180- Bostan Korkuluğu 27.06.2019, Milliyet Gazetesi

Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır. Devleti oluşturan ögeler toprak, millet ve silahlı kuvvettir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kabaca tanımladığım ve ögelerini saydığım tüzel varlık ve devlet tanımına haizdir. Yasama, yürütme ve yargı erkiyle kuvvetler ayrılığına da sahiptir. Kendi namına sahip basın yayın organları vardır. Günümüz devlet sistemindeki tüm şartlara sahiptir. İbn-i Haldun’un ‘coğrafya kaderdir’ sözünden feyzle kaderi olan coğrafyanın olumsuzlukları yüzünden KKTC’nin tanınma ve ambargo sorunu vardır. Coğrafi konumu stratejik öneme sahiptir. Ortadoğu’ya yakınlığı, Doğu Akdeniz’i kontrol eden özelliğiyle günümüz dış politikasının ana gündemlerinden birisidir. *** Yukarıda özetlediğim genel haliyle Kıbrıs Türk siyaset kurumu da ada için önemli bir oluşumdur. Bu oluşum içinde yeni kurulan Ersin Tatar hükümeti ve Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı arasında soğuk savaşları aratmay...

300- Harbe Hazırlık 14.10.2021, Milliyet Gazetesi

Ege Denizi ve Batı Trakya sınır komşumuz, Güney Kıbrıs’ın garantör hami ülkesi Yunanistan, okyanus ötesiyle yürüttüğü silahlanma çalışmalarına Fransa’yı da katmıştır. Yunan halkı geçim sıkıntısıyla boğuşurken Yunan hükümeti kapıda savaş varmış gibi hazırlıklarını yürütmektedir. Atina hükümeti, son olarak Fransa'dan maliyeti toplam 2,9 milyar doları bulacak 3 fırkateyn alacağını duyurmuştur. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis anlaşma sonrasında Türkiye ile bir silahlanma yarışında olmadıklarını ve Türkiye ile farklılıkları diyalog yoluyla çözmeyi umduklarını söyleyerek uluslararası kamuoyuna sempatik görünme çabasına girmiştir. Atina hükümeti neyi gerekçe görüyorsa kısa zaman içerisinde Almanya, İsrail, ABD ve Fransa’yla silahlanma hamlesine hız katmıştır. Ege ve Akdeniz’deki üslerini başta ABD olmak üzere diğer ülkelere birlik konuşlandırabilmeleri için imkân tanımıştır.   15 adet F-15 Okyanus ötesi, Yunanistan’a konuşlandırdığı özel birliklerine ilaveten tatbikat adı altında ...