Ana içeriğe atla

87-Diderot Etkisi, inAydın, Eylül 2024

Merhaba Aydın, Sonbahar’ın ilk ayı bir Eylül’e daha birlikte kavuştuk. Saat, gün, hafta ve aylar derken ömür çizgimiz hızlı bir şekilde yol almaktadır. Kimine göre bir yaş daha alıyoruz, kimine göre yaşlanıyoruz. Yaşama nasıl ve nereden baktığımızla alakalı olarak ömür hızla akıp gitmektedir. 

Yazılarımda kendime dersler ve bir nevi de kendi tecrübe ve derslerimden kabul buyurursanız sizlere de okuma deslere aktarmaktayım.

 

Birazdan okuyacağınız hikaye sonrası -statü satın alma- ve gerçek statü arasında konuşalım. 

 

Diderot Etkisi: Neden İhtiyacımız Olmayan Şeyleri İstiyoruz? 

 

18. yüzyılda Fransa’da yaşamış aydınlanma çağı filozoflarından Denis Diderot‘un (1713-1784), çok fazla borcu birikir. Bunu duyan Rus İmparatoriçesi Katerina, Diderot’un kütüphanesini satın alır, Diderot’ya 25 yıllık maaşını peşin öder ve kütüphaneyi kendisine tekrar hediye eder.

 

Artık Diderot, bütün borçlarından kurtulmuş, rahatlamış ve bir servete sahip olmuştur. Bir gün bir arkadaşı ona kadife bir sabahlık hediye eder. (Bazı rivayetlere göre ise kendisi almıştır.)

 

Filozof sabahlığıyla çalışma masasında şevkle çalışırken, birden bire yeni ve gösterişli sabahlığı ile çalışma masasının hiç uyuşmadığını düşünür. Ve işte her ne olursa, bundan sonra olur. Derhal, çalışma masasını değiştirip harika bir çalışma masası alır.

 

Artık sabahlık ve çalışma masası uyumludur. Fakat o da ne? Yerdeki eski halı, sabahlığına ve çalışma masasına yakışmıyor. Hemen servetine ve kendisine yakışacak bir halı alır.

 

Aynı şekilde; evin koltukları, sandalyeleri, masaları, dolapları, duvar resimleri, duvar halısı, oda süslemeleri Diderot’u rahatsız etmeye başlar ve evin bütün eşyalarını değiştirir. Durumu anlaması fazla zaman almaz. Hırslarından dolayı başladığı noktaya dönmüştür.

 

Bunun üzerine, meşhur eseri “Eski Sabahlığım İçin Pişmanlık” adlı yazısı ortaya çıkar. Diderot, bu olayların ardından şu meşhur sözleri söyler: “Eski sabahlığımın efendisi iken yenisinin kölesi oldum.”

 

Her satın alma kararının yenisini tetikleyerek başka bir şeyin daha satın alınmasına yol açtığı tüketim çılgınlığına “Diderot Etkisi” denir.

 

Hikayeden de anladığımız üzere, filozoflar da zaman mekan farketmeksizin dönem dönem -statü satın alma- yarışına düşmüşlerdir. Bu satın alma tutkusu ve anlam bulma hikayesi, başladığı yere dönene kadar fark edilmeden sürüp gitmektedir. 18. Yüzyıl aydınlanma çağı filozofu olan Denis Diderot’un hikayesi de statü satın alma ile itibar elde etme kısır döngüsüne çok büyük bir örnektedir. Bakıldığın da emeği ve çalışmaları kıymetli bir el tarafından görüldüğün de 25 yıllık maaşı bir günde alan bir statüdedir. Lakin sonrasında bir sabahlıkla başlayan değişim kendisini yokluk haline başa geri döndürmüştür. 

 

Hikayemizden yola çıktığımızda birey olarak bizler -statü satın alma- çıkmazının hangi evresindeyiz. Aklımız bilgimiz ve görgümüz veyahutta sanatımızın kazandırdığı statüyü başka birilerinin ticari bir meta olarak ürettiği suni objelerde aramak ne kadar akıl işidir. 

 

Sosyal, siyasal ve ticari çevremize baktığımız da gün içinde tepeden tırnağa ilan panosu gibi dolaşan bir sürü güruhla karşılaşıyoruz. Kendine güveni para verip ilan panosu gibi taşıdığı, logo ve marka isminde bulan koca koca bireyler. 

 

Hiç düşündük mü aldığımız, tükettiğimiz, giydiğimiz hangi ürün ve obje gerçekten ihtiyaçımızdır. Bu sorunun cevabını bulabilmemiz için de Amerikalı psikolog Abraham Maslow’un -Maslow teorisi- olarak anılan Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi bize yol haritası olabilir. Ben şahsi olarak bir ürün veyahut bir obje ile alım sürecinde zihinsel karmaşa yaşadığım da kendi fikrim olan -amaca hizmet etmeyen her şey yüktür- mantığıyla olayı değerlendiriyorum. Örnek olarak bir saat; zaman tarih ve alarm olarak kullanılan bir objedir, pırlanta taşlar veyahut çok özel metal ve cam aksamının olmasına gerek yoktur. Amacı zaman tarih ve alarmdır. 

 

Sizler de böyle değerlendirirseniz bir sürü gerekesi statü için alınmış suni ticari metalarla sarıldığınızı görürsünüz. 

 

İçinden geçtiğimiz çağ tüketme ve anlamsız harcama çağıdır. Kısa az ve öz olan ömrümüzde statü tanımımız elbetteki bizleri ilgilendirir ve nasıl istersek öyle yaşarız lakin yeni nesil ve dijitalleşmeye satın alınan statüler pek bir anlam ifade etmemektedir. Sade israf ve gereksiz harcamadır. 

 

Kalın sağlıcakla… 

 

Kitap: Mümin Sekman’ın ‘’Her şey seninle başlar’’ adlı eserini okumanızı öneririm.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

131- 15 Temmuz 19.07.2018, Milliyet Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü garantör ülkemiz Türkiye’de küresel ihanet ve istihbarat şebekesi FETÖ’nün hain darbe girişimine karşı, milletimizin verdiği mücadele resmî törenlerle anıldı. Ruhunu ve bedenini şeytana satan, asker üniforması giymiş FETÖ örgütü elemanları 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek ve meşru seçilmiş parlamenter sistemi ortadan kaldırmak için konvansiyonel bir saldırı yapmışlardı. Okyanus ötesinin emir ve direktifleri doğrultusunda devlet büyüklerimizin canına kast etmek istemişlerdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, Genel Kurmay Başkanlığımız başta olmak üzere hayati öneme sahip kurumlarımıza saldırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın milletimize çağrısıyla hain terör örgütü FETÖ mensuplarına ve ellerindeki silahlara karşı milletimiz canı pahasına ülkesini ve devletini korumuştur. Okyanus ötesinin hain planına karşı milletimiz çok sayıda şehit ve gazi vererek Cumhuriyetine sah...

106- Ege Denizi'nde Türk-Yunan Dengesi, inAydın, Haziran 2026

Ege Denizi, tarih boyunca jeopolitik önemini korumuş, günümüzde ise " Mavi Vatan " doktrini çerçevesinde Türkiye'nin vazgeçilmez milli güvenlik meselelerinden biri haline gelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerindeki krizlerin merkezinde yer alan Ege Adaları ve deniz yetki alanları sorunları, ağırlıklı olarak Yunanistan'ın uluslararası hukuku hiçe sayan maksimalist politikalarından kaynaklanmaktadır. Tarihi antlaşmalar ve güncel stratejik belgeler incelendiğinde, Türkiye'nin tezlerinin ne kadar sağlam ve meşru temellere dayandığı açıkça görülmektedir. Gayri Askeri Statünün İhlali ve Adaların Silahlandırılması   İkili ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından biri, gayri askeri (silahsızlandırılmış) statüde kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından hukuka aykırı şekilde silahlandırılmasıdır. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile adaların egemenliğinin Yunanistan'a devredilmesi kesin bir şarta bağlanmıştır:  Bu adalar askeri amaçlarla ku...

107- İyilik ve Kötülük; Azan Bulur!, inAydın, Temmuz 2026

İnsanlık tarihi, başı ve sonu tam olarak kestirilemeyen devasa bir yankı odası gibidir. Evrenin görünmez yasaları, hiçbir eylemi karşılıksız bırakmaz. Bu devasa odada fısıldanan her söz, atılan her adım, kalpten geçen her niyet ve yapılan her eylem, zamanın görünmez duvarlarına çarparak er ya da geç sahibine bumerang gibi döner. Zira iyilik de kötülük de tıpkı bir bumerang gibi, uzun bir uçuşun ardından eninde sonunda çıktığı eli bulur. Dünyanın kendi içinde tıkır tıkır işleyen kusursuz bir adalet mekanizması vardır. Mekanik saat gibi son derece ince ve hassas bir denge de çalışır. Kötülük çoğu zaman gürültülü, gösterişli ve son derece hızlıdır; bu yüzden kısa vadede zafer kazanmış, her şeyi ele geçirmiş gibi görünür. Tarih sayfaları, gücünün zirvesindeyken kibirlenen tiranlar, zalim diktatörler ve başkalarının hayatlarını karartarak yükselenlerle doludur.  Ancak aynı tarih, en yıkılmaz sanılan o büyük yapıların kendi içten çürümeleriyle nasıl bir gecede çöktüğünü de yazar. İnanç s...