"Doğru yer", yalnızca fiziksel bir mekân ya da makam değildir; her şeyden önce ruhsal, zihinsel ve etik bir duruştur. Kendi değerlerinizle çelişmeyen, inandığınız doğrulara hizmet eden o sağlam zeminde ayak diretebilmektir.
Hayatınızda fırtınalar koptuğunda, yaşamım alt/üst oldu dediğiniz anda; rüzgâra göre yön değiştirenler ya da kalabalıkların peşinden sürüklenenler değil, köklerini derinlere salıp o "doğru yerde" durmakta ısrar edenler ayakta kalır. Eğer biz zihnen, kalben ve zanaatımızla o büyük güne hazırsak; zamanı geldiğinde başarı bir tesadüf ya da şans gibi değil, suyun yatağını bulması gibi son derece doğal ve çabuk gelecektir. Fırsat rüzgârı estiğinde yelkenleri açık olanlar ve gideceği yolu bilenler, her zaman menzile en hızlı varanlardır.
Yaşam Yolculuğunun Filtresi: Neye Takılmalı, Neyi Bırakmalıyız?
Başarıya ve o nihai dengeye giden yol, aşılması imkânsız engellerden ziyade, ruhumuzu yoran "dikkat dağıtıcılarla" doludur. Zamanı geldiğinde hazır olabilmek için zihinsel enerjimizi neye harcadığımızı çok iyi seçmemiz gerekir.
Takılmamamız Gerekenler: Gündelik dedikodular, başkalarının kötümser inançları, yapıcı olmayan yıkıcı eleştiriler ve kontrol edemediğimiz dış koşullar. Bunlar, adımlarımızı yavaşlatan ve vizyonumuzu bulandıran parazitlerdir. Dışarıdaki o "kötü seslere" sağır olmak, zihni berrak tutmanın ilk şartıdır.
Odaklanmamız Gerekenler: Kendi tekamülümüz, irademizin terbiyesi, entelektüel donanımımız ve o karanlık gecede yolumuzu aydınlatacak kendi iç ışığımız. Biz terazinin kendi kefemize düşen tarafını ağırlaştırmakla mükellefiz.
Başarıya Giden En Basit Yol, Güçlü Yönlerimiz!
Zaman zaman hepimiz, eksikliklerimizi kapatmak ve zayıf yönlerimizi onarmak için devasa bir çaba harcarız. Oysa başarıya giden en basit ve en kestirme yol; doğuştan sahip olduğumuz veya yıllar içinde geliştirdiğimiz "güçlü yanlarımızı" merkeze almaktır.
Zayıflıklarla boğuşmak insanı vasatlığa hapsederken, güçlü kaslarımızı çalıştırmak bizi mükemmelliğe taşır. Kendi doğamıza, yeteneklerimize ve en iyi bildiğimiz işe odaklandığımızda, başarı bir mücadele olmaktan çıkıp bir akış haline gelir. Kötülükle, cehaletle veya hayatın zorluklarıyla mücadele ederken en keskin silahımız, en iyi yaptığımız şeydir. Bizi o terazide ağır basacak kudrete ulaştıracak olan da budur.
Sonuç olarak; Dünyanın dengesi asla şaşmaz. Siz adımlarınızı atarken doğru yerde durduğunuzdan emin olun. Yolculuktaki gereksiz ağırlıkları, anlamsız tartışmaları ve vizyonsuz korkuları ardınızda bırakın. En güçlü yanlarınıza sarılın ve onları parlatın. O ilahi denge kurulduğunda, eğer siz hazırsanız, başarının size ne kadar çabuk ve zahmetsizce geldiğine şahit olacaksınız.
161 ile 180 yılları arasında Roma imparatoru olan Marcus Aurelius ise söyle der; ‘’Kendi iç huzurunu bulamayan, her yerde onu arar ama asla bulamaz’’ doğru yerde olmak da böyledir. Doğru yer olarak aradığımız alan, yer, mekân belki de ilk önce kendi içimizdedir. İçimizdeki ve zihnimizdeki doğru yeri bulup orada durmak en doğrusu olsa gerek…
Kalın sağlıcakla…
Kitap: Hayatın gereksiz gürültüsüne kulak tıkayıp enerjinizi yalnızca en güçlü yanlarınıza odaklayarak o büyük başarıya giden yolu nasıl basitleştireceğinizi keşfetmek için Greg McKeown ‘in "Özcülük - Az Ama Öz" kitabını okumanızı tavsiye ediyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder