Ana içeriğe atla

Kayıtlar

104- O Adam!, inAydın, Nisan 2026

Siyasetin yazılı olmayan, ama en çok uygulanan kurallarından biri şudur: Sandıklar açılıp oylar sayılana kadar herkes dava arkadaşıdır. Ta ki o deri koltukların sihri devreye girene kadar! Gelin size çok tanıdık gelecek, ismi eski ama cismi bugünün koridorlarında her gün dolaşan iki dostun,  Ali ile Veli’nin  hikayesini anlatayım. Ali ve Veli, çocukluktan beri aynı havayı solumuş, memleketin tozunu yutmuş iki kadim dosttur. Bir gün memleketi kurtarma  –ya da en azından siyaset sahnesinde bir yer edinme–  sevdasıyla yola çıkarlar. Akıllıdırlar; yumurtaları aynı sepete koymaz, riski bölerler. İkisi farklı partilerden seçime girmeye karar verir. Anlaşma basittir ve seçim meydanlarının o hamaset dolu havasına çok uygundur:  "Kim kazanırsa diğerini unutmayacak, işlerini halledecek, dostluk baki kalacaktır."   Ancak ikisi de bilir ki makam odaları kalabalıktır, tebrikler bitmez, dalkavukların oluşturduğu etten duvarı aşmak zordur. Bu yüzden aralarında dâhiya...

103-Bütün Algoritmalar Eşittir, Ama Bazıları Daha Eşittir, inAydın, Mart 2026

George Orwell , 1945 yılında  Hayvan Çiftliği ’ni yazdığında, domuzların arka ayakları üzerine dikilip insanları taklit etmesinin, totaliter bir kâbusun zirvesi olduğunu düşünmüştü. Eğer Orwell bugün yaşasaydı, muhtemelen o meşhur çiftliği bir " Server Tarlası "na, o talihsiz hayvanları ise veri setlerine dönüştürürdü.  Bay Jones ’un yerinde ise biz vardık; yani kendi yarattığı teknoloji tarafından çiftliğinden kovulmak üzere olan insanlık. Hikâyeyi hatırlarsınız; hayvanlar, insanların sömürüsünden bıkıp yönetimi ele geçirirler. Amaç  eşitliktir ,  özgürlüktür . Bugünün teknoloji dünyasında da " Yapay Zekâ Ajanları " bize aynı vaatle geliyor:  "Siz yorulmayın, o sıkıcı işleri bize bırakın. Excel tablolarını biz dolduralım, mailleri biz atalım, siz sadece yaratıcı olun."  Ne kadar tanıdık, değil mi? Koca Reis domuzun, " Bütün hayvanlar eşittir " vaadi gibi geliyor kulağımıza. Ancak olaylar Orwell’ın kitabındaki gibi, beklenmedik bir viraj alıyor. ...

102-Dijital Çağda Analog Yaşamak, inAydın, Şubat 2026

1990’ların sonunda, milenyuma girerken hepimizin aklında fütüristik bir " Bilgi Çağı " hayali vardı. 2000 yılı, sanki bir sihirli değnek gibi dünyayı değiştirecek, uçan arabalar ve robotlarla dolu bir evrene uyanacaktık. Ancak beklediğimiz o büyük değişim, fiziksel dünyadan ziyade ceplerimize, ardından zihinlerimize sızdı. 2000 yılından bugüne, yani 2025’e kadar geçen çeyrek asra dönüp baktığımızda gördüğümüz şey; cep telefonlarının akıllı cihazlara, iletişimin ise " ifşaya " dönüşmesidir. Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte, mahremiyet kavramı yerini şeffaflık adı altında gönüllü bir gözetlemeye bıraktı. İnsanlar ne yediğini ne giydiğini ne düşündüğünü anlık olarak paylaşırken; aslında kendi yaşamlarını dijital bir vitrinde pazarlamaya başladılar. Bilinçli ya da bilinçsiz, bu süreçte sınırlar kalktı ve herkes herkesin hayatının içinde yaşamaya başladı. Ancak belki de asıl şok edici gerçek şudur:  2000 ile 2025 yılları arasında yaşadığımız sadece dijital ...

101-Balon Şahsiyet, inAydın, Ocak 2026

Tarih, siyaset ve iş dünyasında " hayatın olağan akışına aykırı " bir hızla yükselen, ancak düştüklerinde yarattıkları gürültü yükselişlerinden daha şiddetli olan figürlerle doludur. Toplumsal hafızamızı ve adalet duygumuzu zedeleyen bu patoloji, sadece modern bir yozlaşma değil, antik çağlardan beri insanlığın yüzleştiği kadim bir imtihandır. Teolojide " İstidraç ", sosyolojide " Asabiyet kaybı ", psikolojide ise " Dunning-Kruger " etkisiyle açıklanan bu süreç, aslında görkemli bir yükseliş değil,  yaldızlı bir çöküş  hikayesidir. İslam teolojisi, liyakatsiz birinin zahmetsizce elde ettiği gücü ve serveti bir " lütuf " olarak değil,   "İstidraç"   ( derece derece felakete sürüklenme ) olarak tanımlar. Kişi, her haksız kazancında ve her hak etmediği makamda, aslında kendi sonunu hazırlayan ilahi bir tuzağa adım atar. Bu tuzağın en bilinen kurbanı  Karun 'dur. Servetinin kaynağı sorulduğunda   " Bu bana, bende olan bir...

100-AI Çağı ve Bireysel Dönüşüm, inAydın, Aralık 2025

2025, insanlık için yalnızca takvimde kapanan bir yıl değil; bilgi üretimi, siyaset, ekonomi ve bireysel yaşamın yeniden şekillendiği bir dönemeçti. Yapay zekâ sistemleri olgunlaştıkça, bilgiye erişim kadar bilginin işlenme biçimi de değişti. Dijital çağın hızına uyum sağlayabilen birey ve toplumlar öne çıkarken, eski düzenin refleksleri giderek anlamını yitirmek üzeredir. Bugün geldiğimiz noktada yapay zekâ yalnızca bir teknoloji değil;  yeni bir medeniyet altyapısı ,  yeni bir düşünme biçimi  ve  yeni bir güç alanı  haline gelmiş durumdadır. Yapay Zekâ ve Yeni Medeniyet Altyapısı 2024–2025 döneminde büyük dil modellerinin kapasitesi birkaç yıl öncesine göre katlanarak arttı. Çoklu-ajan sistemleri, veriyi işleyen, doğrulayan ve yeniden üreten yapılarıyla neredeyse birer  “mikro ekosistem”  haline geldi. Bu süreçte; Karar alma süreçleri hızlandı, veri insanın tek başına işleyemeyeceği ölçeklere ulaştı, bireysel üretim gücü kurumsal ölçeklerle rekabet e...

99-Yeni Jeopolitik, inAydın, Kasım 2025

2025 yılı, küresel sistemin yeniden tanımlandığı bir dönüm noktasıdır. Artık mesele sadece güç mücadelesi değil;  gücün tanımı  değişmektedir. Amerika için liderlik, maliyeti yüksek bir sorumluluk haline gelmekte; Avrupa Birliği, siyasi birlikten çok ekonomik kaygılarla ayakta kalmaktadır. Rusya, Ukrayna savaşı sonrası dirençli fakat yorgun; Çin, hızlı yükselişinin getirdiği baskıyı üzerinde hissederek sistemi kontrol etme yolundadır.  Bu tablo içinde  jeopolitik ağırlık merkezi Atlantik’ten Avrasya’ya , oradan  Doğu Akdeniz–Basra hattına  kaymaktadır.  Yeni dönemde sınırları devletler değil,  enerji koridorları ve veri akışları  çizmektedir.  Gazze Sonrası Ortadoğu: Denge Değil Dönüşüm Gazze savaşı, bölgedeki klasik  “denge diplomasisini”  sona erdirmiştir.  İsrail güvenliğini öne çıkardıkça hırçınlaşmakta, İran etki alanını genişlettikçe derinliğini kaybetmektedir. Körfez ülkeleri ise  “büyük güçlerin veki...

98-Sonsuz Mutluluk, inAydın, Eylül 2025

İnsan , çoğu zaman mutsuzluğunu hayatın ona vermediklerinde arar. Daha  fazla mal , daha  yüksek makam , daha  büyük övgü,  oysa beklentiler çoğaldıkça mutluluk küçülür. Gerçek huzur, beklentilerin  sıfırlandığı yerde başlar . Çünkü beklenti,  kalbin yüküdür . Bir şeyi istemek doğal olsa da ona saplanmak insanı zincire vurur. Stoacı filozof Seneca der ki:  “Mutluluk, sahip olduklarını sevebilmektir; olmayana üzülmemektir.” Beklentisiz bir yaşam, dünyaya karşı kör olmak değildir. Aksine, gözleri daha fazla açmaktır. Çünkü beklentilerin perdeleri kalktığında insan, elindekilerin kıymetini görür: bir dost gülüşü, bir çocuk kahkahası, bir nefeslik huzur. İslam irfanında da benzer bir öğüt vardır: “Kanaat eden azizdir.”  (Hadis-i Şerif) Kanaat, beklentiyi azaltmak; olanı sevmek, olmayana göz dikmemektir. İşte bu tavır, ruhu hafifletir. Sonuçta mutluluk dışarıdan gelen bir hediye değil, içeriden yükselen bir haldir. Beklentiyi sıfırlayan, hayatın sunduğ...